 |
Davuldan darbukaya, piyanodan tambura pek çok enstrümanı çalan Burhan Öçal, müziği gibi samimi ve kıpır kıpır...
“ Babam ile annem İstanbul’a Yüksekkaldırım’a film almaya giderlerdi. Ablamlarla beni de götürürlerdi yanlarında... İstanbul... Tertemiz giyinirdim. Ablamlar pütikareli, kolalı etekler giyerlerdi, altlarında telli çemberler, kabarık dursun diye... Kelebek gözlükler... Beyaz sivri pabuçlar... Karatrenle Kırklareli’nden Sirkeci Garı 14-16 saat sürerdi. Kumanyalar hazırlardı annem sefertaslarının içinde. Kepekten, çavdar unundan kurabiyeler... Domates püresi sürerdi mis gibi mısır ekmeğinin üzerine...” Burhan Öçal, en küçük ayrıntısına varıncaya kadar, gözleri ışıl ışıl anlatıyor çocukluk günlerini. “Dünyanın en şanslı, en mutlu insanlarından biriyim ben aslında” diyor. Kelimelerin bittiği yerde sesler giriyor devreye. Parmaklarıyla, ağzıyla, ayağıyla ritim tutuyor. O konuşurken ritmine kapılıp gitmemek mümkün değil. Öylesine mutlu, samimi ve enerjik ki... Burhan Öçal, hayatın zevkini çıkarıyor. Her şeyden zevk alıyor, zevk aldığı için de onu dinleyenlerine zevk veriyor.
|
|