 |
yazar…” Zor işiten kulaklarından elini indirip gülümsüyor: "Daha iyi, daha iyi, hem uçarsın, hem yazarsın!"
Evet, itiraf ediyorum, çocuktum, Erich von Däniken’in ‘Tanrıların Arabaları’ kitabını okumuştum. Mutfaktan aldığım tabakla, uçan daire yaratmaya çalışırken onu kırmış ve annemin hışmından korkarak bir çalıkuşu sessizliğiyle oradan kaçmıştım. Belki de bu yüzden, ilk kez uçağa bindiğimde, herkes gibi aşağıdaki manzaraya değil, yukarılara doğru bakmıştım. Tabağa benzeyen bir uçan daire görmek ümidiyle!
Ve evet, hep anımsıyorum, Einstein’ın küçük bir çocukken “Bir ışına binebilseydim, acaba nasıl görünürdü dünya?” diye soruşunu. Herkes kuş olup uçmayı ya da uçağa binmeyi düşlerken, o bir ışınla yolculuk etmeyi düşlemişti. Onun bizlerden farkı da buydu zaten…
Evet, unutmuyorum Nietzsche’nin “Uçurumu sevenin kanatları olmalı” deyişini… Ve hiç unutmuyorum Sait Faik’in ‘Son Kuşlar’ adlı öyküsünü… |
|