 |
Çay ağzı, yaz aylarında bir hayli hareketli. Bir tarafta kanocular; biniciler; kumun, güneşin, denizin tadını yudumlayan tatilciler; diğer tarafta da denizle nehrin birleştiği bereketli sulara ağlarını atan, teknelerini seyre hazırlayan balıkçılar... Kervanın yola koyulmasıyla, doğanın güçlü soluğu Haflinger’lerin altın yelelerini dalgalandırıyor. Atlılar ilerdeki sahra çölünü andıran kum tepelerine doğru rahvan adımlarla ilerliyor. Bir ses... Rüzgâr kulağınıza bir şeyler fısıldıyor. Hikâye, çok eskiye, buzul çağına kadar uzanıyor. Eriyen buzullarla yükselen sular, önce Eşen Ovası’nın yer aldığı çöküntü alanını doldurur ve küçük bir körfez oluşturur. Eşen Çayı da sonsuz bir sabır içinde, dağlardan sırtladığı alüvyonlarla bu körfezi doldurmaya uğraşır. Denizlerin yükselmesi altı bin yıl önce durulunca, Eşen Çayı’nın sabrı meyvelerini verir ve alüvyonlarıyla bir lagün oluşturur. Bu arada Akdeniz de boş durmayıp, onun alüvyonlarındaki mili yutarken kumları sahile yığar. Denizin güçlü soluğu ile kumlar, ovanın içlerine kadar yayılır. Rüzgârla işbirliği yapıp kum tepelerini oluşturur. |
|