 |
Nehirler, çaylar, dereler varsa onlar da vardır. Köprüler karşıdan karşıya geçmenin, başka bir yerde olmanın yoludur.
Köprüyü hiç kimsenin çekmediği bir açıdan fotoğraflamak istiyordum. Dört bir yanında dolaştım alnımdan ter boşanarak. Güneş, başımın üzerinde kapağı açılmış fırın gibiydi. Tepelere tırmanıp baktım köprüye. Ona ve altından geçen suya. Yanına indiğimde karşı kıyıdaki mağarayı gördüm. Onun içinden çekeceğim fotoğraf, aradığım etkiyi yaratabilirdi. Fotoğraf makinelerimi havaya kaldırıp Cendere suyuna girdim. Karşıya geçtiğimde sırılsıklamdım. Mağaraya daldığımda ise, içeride onlarca keçinin yattığını şaşkınlıkla fark ettim. Onlar, gölgenin mutluluğu içindeydiler. Mağaranın ağzında diz çöküp köprüyü fotoğraflamaya başladığımda, ağır ağır ayağa kalkıp yanıma geldiler ve serinlemek için ıslak giysilerime sırtlarını dayadılar. İşte bu yüzdendir ki, Cendere Köprüsü’nün fotoğrafına onların siluetleri de girdi! |
|