Konu:[Künye] [1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12
İçindekiler / Akdeniz’in ‘yalnız’ları  Foklar
Tıpkı bizim gibi insan değiller miymiş? Erkekleri denizin yanına, dişilerse mağaranın daha içlerine uzanıp uykuya varmışlar. Babamın dedesi adının Selim Dede olduğunu söyledik ya- hiç ses çıkarmamış. Ta, yanı başında uyuyan kızın başucuna bıraktığı kürk derisini yavaşça almış; köşesine getirmiş kumların altına gizlemiş. Şafağın ağarmasıyla beraber, foklar uyanıp derilerini giydikten sonra, birer ikişer denize açılmışlar. Yalnız, Selim Dede’nin derisini çaldığı kız yok mu, o işte derisini ararmış tararmış; bulamayınca da öteki foklara -onu da beraberlerinde alsınlar diye- yalvarıp yakarmış; ama foklar kulak asmamışlar. Denizkızı içli içli ağlamaya koyulmuş. Denizkızı çok güzelmiş, saçları ocakta harıl harıl yanan pırnal aleviymiş. Gözleri iki durgun mavi göl, bacakları çift akan gür pınarın sularıymış sanki. Selim Dede tatlı tatlı konuşmuş, onu avutmuş. Selim Dede, fok kızı ya da denizkızını kayığıyla köye (Dangır) götürmüş. Evlenmiş onunla. Kızdan iki nur topu gibi çocuk olmuş. Selim Dede, kızın kaputunu evinin taban tahtalarının altına gizlemiş. Ama eski olduğu için tahta kırılmış.
 
 
Sayfa 2/7
Daha büyük boyutta görmek için tıklayınız.