Türk sinemasının en özgün yaratıcılarından Ömer Kavur’u 15 Mayıs’ta yitirdik. Geriye pırıl pırıl bir aydın duruşu ve hiç unutulmayacak filmleri kaldı...
İlk kez, Boğaziçi Sinema Kulübü’nün bir söyleşisinde gördüm onu. Anlatmaktan çok dinlemek istiyor; bizi, oraya onu dinlemek için toplanmış genç insanların düşüncelerini merak ediyordu sanki. Yıllar sonra bir söyleşi için karşı karşıya kaldığımızda, sırtımdan terler dökülürken yine bir sessizlik vardı ortada. Hazırladığım soruların yarısını bile soramadım; sanki, gençliğimize en çok dokunan filmlerinden birinin, Gece Yolculuğu’nun (1987) bir sahnesindeydik. Bir farkla: Ortada iki tane sıkıntı içinde Aytaç Arman vardı.
Yaşım durmadan ilerlerken, bütün filmlerini su gibi içtiğim Ömer Kavur’a bir senaryo yazmanın hayali ve heyecanını yaşadım durdum ara ara; ama yarattığı filmlerle Türk sinemasının en özgün eserlerine imza atan Ömer Kavur’u 15 Mayıs’ta yitirdim; yitirdik.
1944 yılında Ankara’da doğan, ilköğrenimini farklı kentlerde ve ülkelerde sürdüren,