saklanma gereği duymaz; bu nedenden ötürü de ortaoyunu, seyircide illüzyon duygusunu uyandıran Batı tiyatrosu geleneğinden hayli farklıdır. Yazının başında ortaoyununun doğaçlama olarak sahnelendiğinden söz etmiştik. Ancak 1839’da çıkartılan Tanzimat Fermanı ile Batılılaşma sürecine giren Türk tiyatrosunda bu oyunun metinleri yazılı hale getirilmiştir. Metinlerin sahne üzerinde canlandırılması ise, Tuluât tiyatrosu geleneğinin biçimlenmesine kaynaklık etmiştir.
KAVUKLU İLE PİŞEKÂR’IN ÇATIŞMASI
Ortaoyununun iki önemli oyun kişisi -Karagöz geleneğinde Karagöz ve Hacivat tiplemelerine denk düşen- Kavuklu ve Pişekâr tiplemeleridir. Oyunun ekseni, bu iki kişinin arasındaki çatışma etrafında döner. Kavuklu, halkı temsil eden bir tipleme iken; Pişekâr daha çok yarı aydın tanımlamasına uygun düşer. Pişekâr, herkesin huyuna göre konuşmasını, yüze gülmesini bilen, arabulucu, kavgaları yatıştıran, dargınların arasını bulan, ölçülü, her kalıba girebilen, kusurlara kolayca göz yumabilen, işine gelince