Şaşkınlıkla bakmıştım yüzüne, bir Anadolu bilgesiyle karşı karşıya mıyım diye… Yoksa benimle, uzaklardan gelen bu gün görmemiş kentliyle ince ince alay mı ediyordu; anlayamamıştım. Donmuş çağlayanın önüne geldiğimde, üçayağımı kurup makinem yağan karla ıslanmasın diye şemsiyemi açtığımda, fısıltılar duydum. Ürpertiyle kulak kesildim. “Şu insanoğlu daha önce de gelmemiş miydi buraya?” diye soruyordu bir ağaç. “Evet,” diyordu öbürü, “Ben de tanıdım onu, o zamanı durdurduğunu sanıyor elindeki makineyle.” Sonra gülmeye başladılar. Saatler sonra ilçeye dönüp kahvenin birinde mola verdiğimde, yüzümdeki bitmeyen gülümsemeyi gören çaycı, “Abi, iyi misin?” diye sordu. “Hiç bu kadar iyi olmamıştım” dedim, “ömrümde ilk defa ağaçlarla konuştum da…”
ANILAR BUZLARIN ARASINDA
Kastamonu’nun ilçesi Küre’de İlhan Berk’in dizeleri gibi; “ağaçlardan arkadaşlarım oldu”. Şimdi orada kar yine tutmuştur yolları. İkiçay Köprüsü’nün üzerinden danalarını geçiriyordur bir köylü. Ahşap evlerin karlı damları üzerinden