 |
Tarih defalarca ağlatsa da küllerinden yeniden doğarak yükselen Varşova, grinin güzel olabildiği belki de tek şehir.
Prag’ın Kafka’sı, Macaristan’ın Houdini’si vardı... Varşova’nınsa derin, ama mağrur bir hüznü var. Her yüzyılında yıkımı, savaşı, parçalanmayı görmüş bir şehir karşınızdaki. Eskinin üzerine kurulmamış çünkü hiçbir ‘eski’, eski olacak kadar uzun süre var olmamış. Ne kadar korunmayı denenmişse o kadar yıpranmış; ama her seferinde hatırlananlara dayanılarak yeniden oluşturulmuş. Hiç yakınılmadan, hiç üşenilmeden.
Polonya’da, diğer eski Doğu Bloğu ülkelerinin aksine İkinci Dünya Savaşı’nda yaşanan yıkımdan yakınan kimseyi bulamayacaksınız. Unutmuş olduklarından ya da üzerinde durmadıklarından değil; biraz aristokrat, biraz da kaderci bir tavır, vakur bir duruş şehre ve şehirlilere hakim olduğundan.
Buna en güzel örneklerden biri İkinci Dünya Savaşı’nda ölen askerler için yapılan anıt mezarlıktır. Şehir merkezi’nden Old Town’a (Eski Şehir) giden yol üzerinde tek bir mezardır bu anıt. Bir arkadaşım bunu “Ölen on binlercesi yerine tek bir kişi ölseydi daha mı az acı olacaktı?” diye açıklamıştı. |
|