 |
Uçmaya çağrı
Ben havaalanlarına hep çok erken giderim. Oraya vardığımda, uçağın kalkmasına daha saatler vardır. Bu aceleciliğimin temelinde uçağı kaçırma korkusu yatmaz. Ben havaalanlarını severim ve orada kendimi daha özgür hissederim. Biraz sonra bir kuş olacağımı, yükseklere tırmanacağımı, her şeye tepeden bakacağımı, bulutların üstünde kayıp gideceğimi bilirim. Bunları bildikçe de heyecanlanırım.
Bir acele bavulumu veririm, bir koşu pasaporttan geçerim. Beni seyredenler bir şeyden kaçtığımı sanırlar. Aslında benimki kaçmak değil, kavuşma heyecanıdır. Pasaport polisinin, çıkış damgasını vurup pasaportumu elime verdiği an, bütün dertlerden kurtulmuş, hafiflemiş, kaybolmuş sanırım kendimi. Bir koşu, pisti gören bir yere (bir bara) otururum. Artık düş kurma zamanıdır. Hava kararmaya başlamışsa, inişe geçen uçağın, önce önündeki iki küçük parlak ışığı görünür. Bir yıldızın dünyaya düşüşü gibi bir görüntüdür bu. Uçak kimbilir kaç saatten beri havadadır?.. |
|