Konu:[Künye] [1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12
İçindekiler / Balıkların festivali

Binlerce yıldır Boğaz sularına adreslenen balıkların hepsinin bir ‘ortak noktası’ var; o da lezzetleri... Çünkü hepsi, kıtaları ayıran suyun kuzeyinden güneyine gidip gelerek lezzetlerini kat kat artırıyorlar.
Örneğin, Bizans’ın ‘gufari’si, yani bugünün lüferi, yakın geçmişe kadar Boğaz’ın ve Marmara’nın en büyük zenginliğiydi. Hatta Boğaz kıyısında ‘Lüfer’ lakaplı insanlar yaşardı bir zamanlar. Sandalla açılıp lüfer tutan bu keyif adamları, rakı sofrasına ortak ettikleri balıklarını afiyetle yerlerdi. Bu anlamda lüfer, İstanbul’un bütün değerlerine, her köşesine sinmiş bir lezzet... Ünlü yazar Ahmet Rasim’in hayatında da büyük izler bırakmış. Öyle ki Rasim, “Lüfer sözünü duyup da dönüp bakmayanı İstanbullu farz edemem” dermiş...

PARALARIN YÜZÜNDE BALIKLAR
İstanbul’un balıkla bağlantısı binlerce yıl öncesine, Sarayburnu’nda kurulan ilk koloniye kadar uzanıyor. Başlıca geçim kaynağı balık olan İstanbul’un en önemli simgelerinden biri ‘palamut’muş.

 
 
Sayfa 2/7
Daha büyük boyutta görmek için tıklayınız.