Binlerce yıldır Boğaz sularına adreslenen
balıkların hepsinin bir ‘ortak noktası’
var; o da lezzetleri... Çünkü hepsi, kıtaları
ayıran suyun kuzeyinden güneyine gidip
gelerek lezzetlerini kat kat artırıyorlar.
Örneğin, Bizans’ın ‘gufari’si, yani bugünün
lüferi, yakın geçmişe kadar Boğaz’ın ve
Marmara’nın en büyük zenginliğiydi. Hatta
Boğaz kıyısında ‘Lüfer’ lakaplı insanlar
yaşardı bir zamanlar. Sandalla açılıp
lüfer tutan bu keyif adamları, rakı sofrasına
ortak ettikleri balıklarını afiyetle yerlerdi.
Bu anlamda lüfer, İstanbul’un bütün değerlerine,
her köşesine sinmiş bir lezzet... Ünlü
yazar Ahmet Rasim’in hayatında da büyük
izler bırakmış. Öyle ki Rasim, “Lüfer
sözünü duyup da dönüp bakmayanı İstanbullu
farz edemem” dermiş...
PARALARIN YÜZÜNDE BALIKLAR
İstanbul’un balıkla bağlantısı binlerce
yıl öncesine, Sarayburnu’nda kurulan ilk
koloniye kadar uzanıyor. Başlıca geçim
kaynağı balık olan İstanbul’un en önemli
simgelerinden biri ‘palamut’muş.