Zenginlikle değil ustalıkla, ortak bir
bilinçle küçük ama görkemli bir kent yarattı
Prieneliler.
Ç ok eski çağlarda, kentlerin ülke olduğu
zamanlarda öyle yerler varmış ki evrenin
merkezi sayılırlarmış. Birer kahraman
olan kurucu çobanları efsanelerle, yurttaşları
ise kendilerine bağışlanan sonsuz dirlikle
anılırmış. Kralların, siyasetçilerin,
düşünürlerin ya da gezginlerin düşlerinde,
bu kentler kimine göre gücün, kimine göreyse
ideal yaşam biçiminin sembolü olmuşlar.
Tıpkı, ‘Tanrılar Kapısı’ Babil gibi...
Ya da, buradan uzak bir yerde, yurttaşların
yönetim üzerinde hak sahibi olduğu bir
zaman aralığında yaşayan insanların kimliklerine,
düşüncelerine beden olan kentler gibi...
Priene işte bu yerlerden biri. Ege kıyısında,
Söke’nin (Aydın) güneyinde, Samsun Dağları’nın
dik bir yamacına kurulmuş bu antik kent,
toplantı merkezleri, eğitim kurumları,
senatosu ve halk meclisiyle, kendi içinde
bağımsız, küçük bir dünyaya indirgenmiş
devlet anlayışının hakim olduğu antik
Yunan çağlarının simgesi olarak öne çıkar.