Yol, kıvrıla kıvrıla dağa tırmanıyor.
Zeytinlikleri de aştık mı Çomakdağ’a varıyoruz.
İlk durağımız, köyün kahvesi. Tabii ki
kahve bahane, sohbet şahane. Anlatılanlardan
sonra köyü turlama zamanı...
400 yıllık bir geçmişe sahip köyün en
büyük özelliklerinden biri, taş evleri.
Ev içlerinin ahşap işçiliği birbirinden
güzel. Kapı, pencere ve dolaplardaki rengârenk
işlemelerin üzerinde her bir ustanın imzası
bulunuyor. Yöredeki taşlardan yapılan
duvarlar ise evi yazın serin, kışın da
sıcak tutma özelliğine sahip. Evin bacaları
bile ayrı bir sanat eseri. Üzerindeki
değişik desenler, her ustanın maharetine
göre çeşitlenmiş.
Buraya gelip de görmeden gitmemeniz gereken
bir ev var. Hüseyin ve Fatma Üsküdar’ın
evi. Eve girip ahşap işlemeleri görünce,
burayı yapan ustaya saygı duruşuna geçer
gibi donakaldık. Kapıdaki ve tavandaki
işlemelerden gözlerimizi alamadık. Yan
yana iki kapının üst işlemelerinin birinde
köpeğiyle avını kovalayan bir avcı var;
diğerinde ise ceylanı kovalayan bir aslan.
Kapının üzeri de harikulade desenlerle
bezeli.