Öğleye doğru koyun melemeleriyle uyandık.
Tepeleri yüzlerce koyun sarmıştı. Rüya
mıydı bu? Doğu Karadeniz’in dağlarında,
bu yükseklikte yüzlerce koyun görmek hiç
de olağan bir şey değildi. Karadenizliler
pek koyun yetiştirmez, buydu bizi şaşırtan.
Birazdan çobanlar da gözüktü. Kırmızı
poşulu Güneydoğulu çobanlar. Ta Urfa’dan
kamyonlarla gelip bu dağların meralarını
kiralamışlar İkizdereli yaylacılardan.
Kampımızı çobanlara emanet edip diğer
gölleri keşfe çıktık. Son Aksu Gölü’nün
ardındaki aşıttan Erzurum’un Yedigöller
Vadisi’ne uzandık. İspir’in yaylası olan
Yedigöller’in üzerinde ondan fazla göl
yer alıyor, bakmayın siz ismine. Ancak
göllerin her biri tepelerle ayrılmış birbirinden.
Her tepeyi aştığımızda karşımıza daha
da güzel bir göl çıkıyor. Kimi yayvan,
sığ, yemyeşil çayırların ortasında; kimi
koyu mu koyu mavi, sarp kayalıkların arasında.
Karanlığa kalmadan döndük kampımıza.
GÖLLERLE SAKLAMBAÇ
En sarp güzellikleri keşfetmek için sabah
erkenden kalktık. En yüksek zirveyi kestirdik
gözümüze. Elimizdeki haritaya göre tam
o zirvenin altında olmalıydı Çiftegöller.