Konu:[Künye] [1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12
İçindekiler / Kızıldağ Milli Parkı
Onlarla birlikte çayımı yudumlayıp peynirle domatese çatal uzatırken, aşağıda uzanan görüntüye bakıyorum: Bir ressam gelmiş de boyamış sanki bu mavi güzeli gölü, ak bulutları, lacivert gökyüzünü, sarının kahverenginin yeşilin tonlarını buluşturan tarlaları... “Ah!” diyorum, “Ah bir de rüzgâr olsaydı da, yamaç paraşütümüz havalanabilseydi”...

DİZ ÇÖKTÜREN KOKU
Az önce duyduğum kokular hâlâ burnumda. Paraşütü toplarken üzerine bastığım bir bitkiden öyle bir koku çıkmıştı ki, çocukluğuma dönüvermiştim. Yıkanmayı çok seven rahmetli anneannemin saçlarında da öyle bir koku olurdu; en çok da beni kucağına aldığında duyardım. Anneannemin yıkandığı sabun eminim ki, Anadolu’da bir kasabadaki imalathanede, bu bitkiden yapılıyordu. Adını bilmediğim o küçücük bitki, çocukluk merdivenini çoktan tırmanmış olan beni diz çöktürdü Kızıldağ’ın zirvesinde. O kokuyu duymak için eğildim ve birden içimde anılar yağmuru başladı.
Ama şimdi bırakalım anıları; çünkü yalnızca gönlüme değil, Kızıldağ Milli Parkı’na da sonbahar geliyor.

 
 
Sayfa 2/6
Daha büyük boyutta görmek için tıklayınız.