-, 18 safkan İngiliz atının yerlerini almasıyla
birlikte, hipodromun hoparlörlerinden, her yarış
öncesinde tekrarlanan anons yükseliyor: “Atlar start
hakeminin emrine girdi. Beyaz bayrak kalktı, start
verildi ve koşu başladı!”
Box kapaklarının aynı anda açılmasıyla birlikte,
18 tay ok gibi fırlıyor. Sırtlarında jokeyler
-Charles Bukowski’nin deyimiyle- “parlak ipek giysilerinin
içinde küçük şeytanlar”! Gökgürültüsü gibi bir uğultu
yükseliyor tribünlerden. Herkes tuttuğu ata, jokeye
yarışın daha ilk metrelerinde destek vermek için
bağırıyor. Ta ki, ilk virajın ardından atlar iyiden
iyiye gözden uzaklaşana dek...
Sonraki iki dakika, tam olarak ne olup bittiğinin
anlaşılamadığı, sessiz, meraklı, gergin bir bekleyiş
olarak yaşanıyor. Yarış pistinin tribünlere en uzak
bölümünde büyük bir süratle ilerleyen renkli bir
topluluk dışında fazla bir şey görülmüyor. Atların
son 600 virajına girmesiyle birlikte, tıpkı start
anındaki gibi tribünlerin bir ucundan başlayan uğultu,
son düzlükte müthiş bir gürültüye dönüşüyor.Binlerce
kişi, ayaklarının altındaki çimleri sökerek, yan
yana yarıştığı rakibini bir baş, bir burun farkıyla
geride bırakmak için çatlarcasına ileri atılan atlara
son büyük desteğini veriyor.