‘Tam bir çürüme kokusu!’ diye yineledi kaplumbağa.
Bunu tekrarlayıp duruyordu ki, sonunda sabrı tükenen
o çirkin kuş birden eğildi, onu yere attı. Tanrı
gökyüzünden gelerek parçaları birleştirdi. Ek yerleri
kabukta görülür.” Latin Amerika söylencelerinin
birinde böyle anlatılır kaplumbağanın öyküsü. Belki
de, yıllar önce Eduardo Galeano’nun ‘Yaratılış’
adlı kitabında okuduğum ve belleğimin sularında
hâlâ yüzmeyi sürdüren bu öyküydü bende Dalyan üstünde
uçma duygusu yaratan. Bir kartal gibi yeniden göğe
yükselmek ve kaplumbağayı düştüğü yerde yeniden
görmek istedim. Aşağısı Oaxaca Vadisi değildi elbette!
Kaplumbağa da sıradan bir kara kaplumbağası değil,
Akdeniz sularının kabuklu çocuğu ‘Caretta caretta’ydı.
Aslında kaplumbağa da bahaneydi; Dalyan’ın o eşsiz
coğrafyasıydı gökyüzünden görmek istediğim. Denizle
gölün damarlar gibi dağılan kanallarla o müthiş
buluşması, sarışması, karışmasıydı...