 |
Bu mekânı “unutulmuş Kapalıçarşı’yı insanlara yeniden hatırlattığı
için” sevdiğini söylüyor. Otuz yılı aşan meslek yaşamı
boyunca, koleksiyonlarında hep Osmanlı’yı yorumlayan;
görsel dilini kültürlerin sentezinden alan bir tasarımcı
için Kapalıçarşı’nın bambaşka bir anlamı var elbette:
“Burası benim hem beslenme noktam, hem de bütün bir
yaşamımı tekrar tekrar hatırladığım yer... Kapalıçarşı’ya
ilk geldiğim zaman üç ya da dört yaşındaydım. Annem,
anneannem ve ninemle, haftada bir gün buraya gelinir,
muhakkak bir şey alınır, bir çay içilir ve sonra Eminönü’ne
inilirdi.” Ta çocukluk günlerinden kalan bir alışkanlık...
Etnik tasarımcı kimliğini ve farklı bakış açısını
Kapalıçarşı’dan edindiği doğru kültüre borçlu olduğunu
vurguluyor: “Tam elli dört sene evvel, Kapalıçarşı’daki
bir sürü insanı, kuyumcuları, taşları, eski mücevherleri
tanımaya başlamışım. Osmanlı’nın örf ve adetleri beni
biçimlendirmiş, içine almış ve kim bilir belki de
bu yüzden Kapalıçarşı kadar sağlam hissediyorum kendimi.”
Tasarımcı, ‘çağdaşlaşma’ adına örf ve adetleri yadsımayı
kabul edemiyor. Yeni çağın getirdiği yorumlar katılırsa
ancak, kültürlerin zenginleşeceğine inanıyor. |
|