Kitabın sayfalarında, kollarına taktığı kanatlarla
uçan bir adam görünce kararımı vermiştim; 101. ünlü
olmak için ben de uçacaktım!
Evimizin terasında tahtalarla bir uçak yapmaya koyuldum.
Tuhafiye mağazası olan babam mal almak için gittiği
İstanbul’dan dönünce, sandıktan geçilmezdi terasımız.
O sandıkların tahtalarıyla hayatımın ilk ve tek
uçağını yedi yaşında yapmaya koyuldum. Evet, uçacaktım.
Hem de uzaklara, Rusya’ya kadar gidecektim. Yolda
acıkacağımı düşünerek, annemin reçellerini bir dilim
ekmeğe sürüyor ve uçağımın yanına koyuyordum. Her
sabah, ekmeklerin böceklerle kaplandığını görünce
yeni bir dilim hazırlıyordum. Çocuk yüreğimde umutsuzluğa
yer yoktu, annemin reçelleri de çoktu.
Benim bu çabam sonuç vermişti; bir gün babam beni
aldı ve ilk kez uçağa bindirdi. Evet, uçuyordum!
Ankara’ya gittik babamla, çocuk ruh doktoru Atalay
Yörükoğlu’na! Zavallı annem ve babam… Uçmayı öylesine
istiyor ve bu isteğimi herkese öylesine çok anlatıyordum
ki, sonunda beni bir doktora göstermeye karar vermişlerdi!