Dört bir yana gidiyorlardı; Palamutbükü’ne, Murdala
Koyu’na, Çatı’ya, Domuzbükü’ne, Gebekum’a, Gereme’ye,
Kargı’ya, Gökliman’a, Hayıtbükü’ne, her yere, her
yere ve sonunda uç veriyorlardı iki denize… Patikalar
Datça’da kayalıkların, gizli koyların önüne bitiyorlardı
hep.
SAÇLARI PAPATYA, GÖZLERİ MAVİ
Bu patikalardan biri Değirmenbükü’nden Knidos’a
gidiyordu. Orada “ölmez ağaç” zeytinin bin yıllıklarını
gördüm, sarıldım onlara, varoluşun sırrını kucakladım.
Rüzgârlara çiçek tozlarını emanet ettim, denizlere
martıları… Kekliklere sessizce yaklaştım, ot kokusuna
karıştım. Kekikli zeytinyağına banarak dişledim
ekmeğimi. Çekirgelere, kelebeklere, kaplumbağalara
“Kolay gelsin!” dedim. “Kolay gelsin dağa, taşa;
kolay gelsin arıcılara, balıkçılara! Kolay gelsin
aşıklara!” Gemilere bir sevgili gibi göz kırpan
fenere vardım, el ettim bulutlara. Ama önce Yazıköyü’ne
gittik Datça’dan. Bahar yağmurları denize inen yolu
bozmuştu, arabamız orada bıraktı ekibimizi.