 |
Anadolu tarihinin izini süren bir gezgin, düş görmenin ne denli önemli olduğunu bilir. Antik kentlerin sokaklarında gözlerini yumduğunda, mal taşıyan at arabalarının mermer yolda çıkardığı sesleri, tüccarların pazarlıklarını, devriyelerin komutlarını duyar. Bir manastırın önünde, ilahiler gelecektir kulağına. Gözleri kapalı olsa da birer birer yakılan mumların geceye gömülen ışıklarını görür. Yıkık bir köprünün başında, nal sesleriyle buluşur suların çağıltısı. Aynı düş gezgini, bir kalenin önünde orduların uğultusunu ve savaş çığlıklarını duyacaktır. Patlayan topların, birbirine çarpan kılıçların, havada uçan okların sesleri acı dolu insan seslerine karışır. Kale demek, savaş demektir. Savaş ise, saldırıyla savunmanın trajedi ve kahramanlıklarla dolu öyküsüdür.
Anadolu'da neredeyse her şehri, her sınır kapısını tepelerin üzerindeki kaleler seyreder. Yüzyıllar boyunca dört bir yandan saldırıya uğrayan Anadolu toprakları Moğollara, Perslere, Haçlılara ve Büyük İskender'in ordularına karşı koymaya çalışırken, savunmanın yolunu taş taş üzerine ekleyerek kaleler kurmakta bulmuştur.
|
|