 |
Hatta, dünyanın bu tarafına dair hiçbir fikrim yoktu desem
daha doğru! Landrover'ımla ilk yola çıktığımda önce
Yugoslavya'da yol boyu bütün fresklerin fotoğraflarını
çektim. Sonra buraya geldim ve şaşkınlığa uğradım.
O zaman gördüklerim, o güne dek bütün öğrendiklerimin
ötesindeydi; her şey çok egzotikti. Hele o kahvehaneler!..
Mozaiklerin renkli fotoğraflarını çektikten sonra,
banyo edilmesi için yurtdışına göndermem gerekiyordu.
Bu da iki hafta beklemek demekti. Ben de daha ileri
gitmeye karar verdim ve köpeğimi de alıp hemen arabama
atladım ve feribota bindim. Asya yakasına geldiğimde
de yine duramadım. Arabayı sürdüm, sürdüm... Önce
Ankara'ya, ardından Gaziantep'e… Diyarbakır, Urfa
derken sonunda kendimi Tahran'da buldum.
O dönemde tek başına yollara düşmek epey cesaret ister.
Cesur değil, meraklıydım. Her şey son derece etkileyiciydi;
ne tarafa bakacağımı şaşırmıştım. Gördüğüm her şeyin
fotoğrafını çekiyordum. Kış bastırınca Tahran'dan
döndüm. İki hafta için yola çıkmıştım, ama umduğumdan
uzun sürdü. |
|