Eğer General Philetairos, İskender’in komutanlarından Lysimakhos’a ihanet etmeseydi Bergama’nın kaderi farklı olabilir miydi? Belki... Gücün, zenginliğin, insanoğlunun sanatsal yaratı sınırlarını zorlayan olağanüstü yapıtlarla beslendiği küçük bir imparatorluğun değil; yüksek ve dik bir tepede kurulmuş, sıradan bir kale kentin adresi olarak da kalabilirdi yalnızca...
İHANETLE GELİŞEN KENT
İskender’in miras bıraktığı uçsuz bucaksız dünya toprağını birbirlerinden koparmakla uğraşan generaller vardı Philetairos’un karşısında. Lysimakhos, güvenli konumundan dolayı Bergama’yı, o zamanki adıyla Pergamon’u üs edinmişti ve diğer ülkelerden topladığı ganimeti burada saklıyordu. Philetairos da bu kasayı koruyacak ve kenti idare edecekti. Ama o ihaneti seçti. MÖ 281’de bu büyük servetin üzerine konup hükümranlığını ilan etti. Bergama’nın talihini değiştiren 150 yıllık serüven de böylece başladı. Philetairos hanedanlığı kuruldu. Ve Bergama, tanrısallaşmış bu zengin kralların tahtı olarak tarihin gelmiş geçmiş en görkemli kentleri arasına adını kazıdı.