Adolf Loos’un akılcı ve yalın mimarisi, Gustav Klimt’in kadınlarındaki o gizemli altın pırıltılar, Egon Schiele’nin dışavurumcu tavrı... Atıl Kutoğlu, yıllardır havasını soluduğu Viyana Modernizmi’ne Osmanlı görkemini ekliyor; ‘dün’ ile ‘yarın’ı, teknoloji ile şiirselliği tasarımlarında buluşturuyor.
Kıyasıya rekabetin yaşandığı moda dünyasında, ürettikleriyle hep gündem yaratmayı başarıyor Atıl Kutoğlu. Sırrı, belki de bu bileşimde gizli. New York Moda Haftası’nda sergilediği 2004 İlkbahar-Yaz defilesinde olduğu gibi... 80´li yılların modası fütürist bir çizgiye; gözalıcı kumaşlar konforlu giysilere dönüşüyor; yumuşak derilerden bluzan, pantolon ve tulumlar, antrasit, dore ve metalik yeşil gibi renklere bürünüyordu. Şalvarlar, payetli cepkenler, dize kadar inen harem türü çakşırlar, kaftanlar; her biri Osmanlı esinli, ama tümüyle Batılı tasarımlar... Kutoğlu, son üç yıldır koleksiyonlarını New York Moda Haftası’nda düzenlediği defilelerle uluslararası medyaya sunuyor ve koleksiyonları yine New York’taki mağazalar aracılığıyla dünyanın birçok ülkesine pazarlanıyor. O yüzden New York’ta çalışmasının da etkisiyle Kutoğlu’nun stili Amerikanvari bir taraf da kazanmış: