Konu:[Künye] [1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12
İçindekiler / Yazar:AHMET ALTAN
Babamın sözlüğünde ‘tayyare’ sözcüğü vardı, 'uçak' sözcüğü yoktu çünkü... İlk gençlik yıllarımızda artık başka uçakları da tanımaya başlamıştık. Küba krizi Sovyet MİG'lerini, İlyushin'lerini; Vietnam Savaşı, Amerikan B-52'lerini tanıttı bize. Uçakları, önce savaş uçakları olarak tanıyan bir kuşağız biz...
İçinde (yoksa, 'içinden' mi demeliydim?) uçak geçen şiirlerle tanıştık sonra. Savaş uçaklarından değil, sivil uçaklardan söz eden şiirlerdi bunlar: Cahit Külebi'nin, Fransız şairi Guillaume Apollinaire'i anarak yazdığı, "Paris göklerinde iki uçak mı uçar Guillaume / Karasına sen mi binmişsin bu uçakların / Beyazını ben mi sürüyorum?" dizeleri vardı belleğimizde.
Modernliğin uçakla ilişkisi olduğunu, biraz da şaka yollu, Ali Emiri Efendi’den öğrendik. Yahya Kemal, dalgasını geçer Ali Emiri Efendi ile: 'Asri'liği ('çağdaşlığı'), sevgilisinin uçağa binip gezmesi diye anladığı için. "Tayyareye binmiş geziyor naz ile canan" dizesini yazmıştır çünkü Ali Emiri Efendi...
 
 
Sayfa 2/3
Daha büyük boyutta görmek için tıklayınız.