 |
‘Kayıp’ kadar rahat değildim. Başıma gelen her şeyi kabullenip, bir sonraki felakete hazırlanmak bana göre değildi. Her felaketin ardından durup düşünüyor, dünyanın katı gerçeğini anlamakta güçlük çekiyordum. Kısa bir süre önce terk edilmiştim. Bunun acısı, siz Urartu kaleleri gibi sağlam kaleler örmüşken kendinize, gelip ruhunuzu ele geçirir. Aşk, teslim olmaktır çünkü... Sonra iki bin metrelik bir uçurum açılır ayaklarınızın dibinde. Atlantik’te yüzmekle iki bin metrelik uçurumun kıyısında olmak birbirine benzemez; acı, insanı çıldırtabilir sis olmasa...
YOL GÖSTERİCİ!
Bunları düşünürken, sisin insana güç verdiğini hissettim. Bu yüzden siste görmeye çalışırken hissedilen korku, yerini gülümsemeye bırakır. Sis arındırır, iyileştirir. İnsanı binlerce yıl önce yaşamış diğer insanlarla ve gelecektekilerle buluşturur. Zamansızlığı öğütler onlara. Büyük felaketler insanlara ders verir, ama çabuk unuturuz onları... Sis, bu felaketlere uğramadan önümüzü görmemizi sağlar. Örterek yapar bunu; sıkıntıların üstüne perde çeker.
|
|