Kentin güneybatı köşesindeki bir kilisenin bodrum katındaki dökümhanede,
Yedikule-Samatya arasında bir yerlerde yazılıymış bu masalın ilk satırları.
Kayserili bir Ermeni Çancı ustanın çırağı, tüm dünyaya yayılacak bir geleneği
burada eritmiş kalay ve bakırla aynı tavada. Çınlamalar ve döküm islerinin
arasında çocukluğunu geçirmiş çırak Kerope, namı en makbul kilise çanlarıyla
birlikte anılan Zilciyan Usta olmuş günü geldiğinde. Şöyle derlermiş: “Tınısı
kentin karşı kıyılarından duyulan, ömürler boyu çatlamaz çanların ustası
ve el yapımı zilciliğin piri, K. Zilciyan.”
MEHTERANIN ‘SES SİLAHI’
Aile sanatını öğrenen oğul Avedis de babadan devralmış
dökümhaneyi. Kerope Usta’dan öğrendiği incelikler ve sanattaki becerisi,
onu dört yüzyıllık efsane haline getirecek tesadüfle karşı karşıya getirmiş.
Dökümhanede kimseler yokken hazırladığı geleneksel karışımdan elde ettiği
alaşım, her zamankinden daha farklıymış.
Daha fazla çekiç darbesine dayanabiliyor, kırılmadan daha ince şekle girebiliyormuş.