FRANSA’NIN İLETİŞİMİ EIFFEL KULESİ’NDE...
Paris
deyince, Cité ve Saint-Louis adasından
sonra Eiffel kulesi geliyor aklıma. Benim
Paris serüvenimin ilk yıllarında Eiffel
özellikle gitmediğim, hatta yanından
geçerken bile dikkatle bakmadığım bir
anıttı. İnsan ne de olsa alışıyor yaşadığı
kentin anıtlarına. Onlara dışardan bir
yabancı gözüyle bakabilme, özelliklerini
yeniden keşfetme şansını yitiriyor. Meğer
Eiffel kulesi, her türlü hediyelik eşya
biçimine girebilen Paris’in bu vazgeçilmez
anıtı, Fransa’nın tüm iletişim yükünü
taşıyormuş da haberimiz yokmuş. Dört
iri ayak ve bu ayaklar üzerinde göğe
yükselen, yükseldikçe de incelip narinleşen
bir gövde. Gövdenin ucunda neredeyse
bulutlara değen küçücük bir baş. Ve antenlerden,
radarlardan oluşan bir iletişim ağı.
Yirminci yüzyılın bitimine bin gün kala,
gece ışıl ışıl yanan bir saat yerleştirilmişti
lokantaların bulunduğu ikinci katına.
Her gece, geriye doğru sayan elektronik
aygıttan bir rakam eksiliyordu. Ve Eiffel
kulesine baktıkça, iki bin yılına doğru
günlerin hızla akıp gittiğinin farkına
varıyorduk.