PARİS’İ DOĞURAN ADA
Bu kente ilk gelişimde Paris’in henüz
Troyalı delikanlının adını taşımadığı,
yalnızca Seine nehrinin ortasındaki bir
adadan - bugün kentin kalbinin attığı
Cité adasından- ibaret olan Lutèce diye
bilindiği dönemden kalma bir sokakta
oturdum. Paris’in tarihi, kentin rahmi
olan Cité’nin tarihiyle özdeş bir bakıma.
Kenti Hunların saldırısından koruyan
Geneviève’in anısına dikilmiş, gökyüzüne
bir minare gibi yükselen beyaz heykele,
Notre-Dame’ın taş duvarlarına, saçaklarını
süsleyen korkunç canavarlara, Consiergerie’nin
yuvarlak kulelerine, karanlık zindanlarına
bakmak, Roma devrinden ortaçağa, giderek
Fransız devrimine uzanan bir süreci anlamaya
yeterli. Paris’i Cité doğurmuş, Cité
büyütmüş. Oysa nehrin ikinci adası Saint-Louis,
Seine nehrinin sağ yanına üç, sol yanına
iki köprüyle bağlı bu kuytu yer, uzun
yıllar kendi haline bırakılmış. Kimse
gelip yerleşmemiş buraya. Cité, Paris’i
bağrına basarken Saint-Louis adasını
unutmuş, kendi yazgısına terk etmiş.