Konu:[Künye] [1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13] [14
İçindekiler / Paris'in bağrına doğru

Paris, geniş bulvarlarıyla uzun, dar sokaklarını bir uçtan bir uca kat ederek, eski taş köprülerin altından süzülüp geçerek yaşanır.
Paris deyince otuz yıldır oturduğum kent gelmiyor aklıma, hayır. Güzel Helen’i kaçırdığı için Troya Savaşı’na yol açan yakışıklı delikanlıyı düşünüyorum. Homeros’un ölümsüzleştirdiği Paris, gerçekten yaşadı mı bilmiyoruz, ama Roma devrinde Seine nehrinin tam ortasındaki adada Parisii’lerin yaşadığı kesin. Yalnızca Fransa’nın başkenti değil; dünyanın en güzel kentlerinden biri olan Paris’in bu kabilenin adından geldiğini öne sürüyor tarihçiler. Yine de, Paris'in hamurunda çekici, güzel bir kadın gövdesinden izler var bana kalırsa. Yoksa iklimi böylesine yumuşak, yapıları bu denli uyumlu, Seine nehrinin suladığı toprağı bunca verimli olmazdı. ‘Boğazkesen’ adlı kitabımda İstanbul için yazmıştım, aynı şeyi Paris için de tekrarlayabilirim: "Kentin harcına bir kadın gövdesi karıştığından iklimi yumuşak, suyu saydam, güneşi göz kamaştırıcı, ırmağı yeşildir. Özlemi ateşten daha yakıcıdır, vuslatı en derin uykudan daha tatlı. Ve yokluğu paslı bir hançer gibi saplanır gövdeye."

 
 
Sayfa 1/8