Konu: [1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13] [14] [15] [16]
index / Cennetten bir köşk Edirne

20. yüzyılın başlarına kadar adı İstanbul ile yan yana anılan ‘eski payitaht’ Edirne, gerek Osmanlı devlet adamlarının gerekse entelektüellerinin vaktini geçirdiği İstanbul’un en büyük alternatifiydi. 1361’den İstanbul’un fetih tarihi 1453’e kadar Osmanlı’ya başkentlik yapan Edirne’nin nehirlerinde padişahlar saltanat kayıklarıyla sefaya çıkar, şairler en güzel eserlerini bu şehirde kaleme alırdı. Belki şimdilerde nehirlerinde gezintiye çıkan kayıklar yok, bahçelerinde cenneti kıskandıracak güller de yetişmiyor; ancak bugün de şairleri, yazarları büyüleyecek tarihî ve doğal güzelliklere sahip. Evliya Çelebi’nin bile saymakla bitiremediği camileri, kervansarayları, imarethaneleri, köprüleri, çeşmeleri, eski evleri, kiliseleri, kasırları, kuleleri, hanları, hamamları ve kapalı çarşılarıyla ‘açık hava müzesi’ görünümünde bir kent.
Bu ‘açık hava müzesi’nin en ünlü eseri Mimar Sinan’ın mührünü taşıyan Selimiye Camii kuşkusuz. Görkemiyle olduğu kadar mimarisiyle de ziyaretçilerini kendine hayran bırakan Selimiye, kentin tam ortasından göğe yükseliyor. İster doğudan ister batıdan, nereden girerseniz girin kente, önce minareleriyle Selimiye karşılar sizi.

 
 
Sayfa 1/6