YÜKLENİYOR ...

























Medeniyetler mozaiği Silifke
2003 / EYLÜL

Güneşin enerjisini hiç esirgemeden yeryüzüne gönderdiği yaz günlerinde Antalya ve çevresine çoğunlukla Akdeniz'le kucaklaşmak için gitsek de, doğal güzelliklerin yanı başında görkemle yükselen taihî eserler, yörenin zengin geçmişini hemen ortaya koyar. Anamur'dan yola çıkarak Silifke ve çevresine yapılacak bir gezi, bölgenin doğusundaki zengin taihîn doku hakkında ufak da olsa bir fikir veriyor. Kıbrıs'a en yakın burun olan Anamur'un yedi kilometre doğusunda, Anadolu'daki en iyi korunmuş kalelerden biri olan Mamure (Anamur) Kalesi yükselir. MS 3. yüzyılda Romalılar tarafından yaptırılan kale, Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat tarafından ele geçirildikten sonra yeniden inşa edilir. 1450 yılında Karamanoğlu İbrahim Bey tarafından restore edildiği için Mamure adını alan kale, 39 kulesi, büyük burçları, hendekleri ve sağlam duvarlarıyla gerçekten etkileyici bir görünüme sahip. Antikçağdaki adıyla Seleukeia yani Silifke, Mersin’e 100 kilometre uzaklıkta.

Sayfa 1/6


























Medeniyetler mozaiği Silifke
2003 / EYLÜL

Büyük İskender'in komutanlarından I. Seleukos tarafından MÖ 4. yüzyılda kurulan kent, Bizanslılar zamanında Aya Tekla Kilisesi nedeniyle önemli bir hac merkezi durumuna gelmiş. MS 7. yüzyılda Bizanslılar tarafından inşa edilen görkemli kalesi, büyük Bizans sarnıcı, sadece bir sütunu ayakta kalan Jüpiter Tapınağı ve 13. yüzyıl Selçuklu eseri Ulu Camii kentin belli başlı taihîn eserlerinden. Şimdi içeriye, dağların gizlediği bir güzelliğe gidiyoruz... Evliya Çelebi'den yabancı gezgin ve arkeologlara kadar her görenin 'şaşırtıcı', 'inanılmaz', 'olağanüstü' gibi yorumlarla hayranlığını belirttiği Alahan Manastır ve Kilisesi'ne, Mut-Karaman yolundaki sapaktan keskin virajlar dönülerek gidiliyor. Ne zaman ve niçin terk edildiği bilinmeyen bu Bizans yapısı, 1000-1200 metre yükseklikte ve Göksu Vadisi'ne bakan dik bir yamacın üzerine oturtulmuş.

Sayfa 2/6


























Medeniyetler mozaiği Silifke
2003 / EYLÜL

İncil'den alınma kabartma sahneler, görkemli Büyük Kilise, kayalara oyulmuş keşiş odacıkları ve mezarlar ile tören yolu bambaşka bir estetik bütünlük sunuyor. Türkiye'nin en iyi korunmuş antik kentlerinden Uzuncaburç, Toroslar'ın ormanlık tepelerinde yer alıyor. Helen döneminde burada Olba (Ura) adlı küçük bir yerleşim varmış. Roma egemenliği ile kent gelişmiş ve 'Zeus'un koruyuculuğundaki imparator kenti' anlamına gelen 'Diokaisareia' adı kullanılır olmuş. Geniş bir alana yayılan Uzuncaburç'ta Zeus Tapınağı ile kent burcu dışında kalan bütün mimari yapılar Roma dönemine ait. Ana yola dönüp doğuya doğru devam ettiğinizde, sağa ve sola işaret eden sarı levhalar dikkatinizi hemen çekecek. Sağ taraftaki Cennet-Cehennem ve Astım Mağarası'nı, diğer deyişle Korykos Mağaraları'nı, sol taraftaki Narlıkuyu ile Üç Güzeller'i işaret ediyor. Cennet ve Cehennem iki büyük obruk; yani yeraltı sularının binlerce yılda yol açtığı kimyasal erozyonla tavanın çökmesi sonucu meydana gelen doğal, büyük çukurlar.

Sayfa 3/6


























Medeniyetler mozaiği Silifke
2003 / EYLÜL

Çukurlardan büyüğü Cennet 70 metre derinliğinde. 452 taş basamakla inilen çukurun 300. basamağında büyük bir mağara girişi ve bu mağaranın ağzında Meryem Ana'ya ithafen yaptırılan küçük bir kilise bulunuyor. Mağaranın derinliklerine doğru gittiğinizde gürül gürül akan nehrin uğultusunu duyacaksınız. İşte bu ses, ilkçağ insanlarınca ölüler diyarının ırmağı (Styx) olarak algılanmış. Cennet'in 75 metre kuzeyinde, 128 metre derinliğinde Cehennem çukuru bulunuyor. Seyredildiğinde ürperti yaratan ve inmenin mümkün olmadığı çukura neden Cehennem dendiği hemen anlaşılıyor. Dilek veya Astım Mağarası ise doğa harikası sarkıt ve dikitlerden oluşuyor. Yolun karşısına geçip, denize doğru indiğinizde büyük bir armağan sizleri bekliyor olacak. Türkiye'nin en lezzetli balık ve salatalarının, rengi turkuvazdan laciverde uzanan deniz eşliğinde sunulduğu Narlıkuyu için bile bu kadar yol gelinir. Yan yana dizilen restoranların hemen arkasındaki beyaz yapı, Türkiye'nin en küçük müzesi sayılabilir.

Sayfa 4/6


























Medeniyetler mozaiği Silifke
2003 / EYLÜL

İçinde Roma döneminden kaldığı sanılan dünya harikası bir mozaiği barındırıyor: Üç Güzeller, yani yarı tanrıça olan kız kardeşler Aglaia, Thalia ve Euphrosyne'nin kumru ve keklikler arasındaki dansı seyredene keyif veriyor. Üç Güzeller'den birkaç kilometre sonra soldaki yol, büyük bir Roma nekropolüne, Adamkayalar'a ulaşıyor. Şeytanderesi Vadisi'nin dik yamaçlarına oyulu kabartmalar o zamanın kişilerini giysileriyle, yaptıkları işlerle, tek tek veya aileleriyle betimliyor. Ana yola çıkıp doğuya doğru devam edildiğinde, lacivert denizin ortasında ak taşlardan yapılı güzel bir kale görülür: Kız Kalesi. Kendisiyle aynı hizada, ama karadaki Korykos Kalesi ile birlikte Korykos kentini savunmak için inşa edilmişler. Eskiden denizin içinden geçen bir yolla birbirlerine bağlı olan kaleler, gece ışıklarıyla birbirlerine göz kırpar. Son durağımız ise Kanytelis, herkesin bildiği adıyla Kanlıdivane. Bu ilkçağ kentinden geriye kalanlar, derin ve geniş bir obruğun etrafında görülüyor. Söylenceye göre bu obrukta tutuklular aslanlara atılır, soylular da bunları izlermiş.

Sayfa 5/6


























İpek Yolu'nda iki vaha Semerkand ve Buhara
2003 / EYLÜL

Kanlıdivane adının bunun için verildiği sanılıyor. Helenistik döneme ait yüksek bir gözetleme kulesi, sarnıçlar, anıt mezarlar, birçok bazilika kalıntısı çevreye yayılmış durumda. Ama kuşkusuz en etkileyici görüntüyü orta yerdeki büyük çukurun duvarında asırlardır kıpırdamadan duran beş kişilik bir aile kabartması oluşturuyor: Belli ki yörenin soyluları. Artık yüzyıllardır seyirci değil, seyredilen konumunda olan soyluları biz de kaderlerine terk edip ana yola dönüyoruz.

* Evin Doğu, yazar.


Sayfa 6/6


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı