| Savunma konumunda olan doğanın elinde, neyse ki büyük kozlar var: Yalnızca Doğu ile Batıyı ve iki kıtayı değil, iki denizi de birbirine bağlayan dillere destan Boğaz'ıyla, bu destansı güzelliği katmerleştiren Altın Boynuz'uyla, adaları, tepeleri ve bir kentin kimliğini tamamlayan bir başka doğal unsurun, iklimin armağanı olan o berrak gök kubbesiyle 'medeniyet'in kolayca teslim alamayacağı bir tabiat kalesi. Surları kıyıdan, burçları tepeden mürekkep bu kalenin dışı kara, içi deniz... Çağlar boyu kılıktan kılığa giren kara cephesi habire yeni silahlar ediniyor, karşısında ise şairin dediği gibi, "Deniz var deniz, onu kim tüketebilir!" Karadan kuşatıldıkça denize sığınan, direnişini oradan sürdüren bir doğa parçası, İstanbul. Bütün bir kent imgesinin Boğaz'la eşdeğer olduğu çağlar geride kaldı gerçi. Yine de, bu cefalı kent yüzünü hiçbir zaman Boğaz'dan çevirmemiş, onun yörüngesinden çıkmamış. İstanbul'un kentleşme serüveni hep bu eksene göre biçimlenmiş, 'Boğaz manzarası' deyişi kentin sözlüğüne altın harflerle kazılmış.
|