YÜKLENİYOR ...

























Bir keşif yolculuğu Ayvalık adaları
2003 / EYLÜL

Bazı güzellikler vardır; ulaşmak çaba ister, bedel ister. Biraz tembelsek gittiğimiz gibi döneriz tatilden, değişmeden. Ama keşfetme duygusu ağır basıyorsa içimizde, dünyanın en keyifli tatili olur bu. Biz de Ayvalık'ta kaldığımız günlerden birinde erkenden kalkıp düştük yollara... Ayvalık limanı... Sabahın erken saatleri. Teknelere binmeye çalışanlar, pazarlık yapanlar, tekneye binip de son anda vazgeçenlerin gürültüsü hâkim limana. Nedendir bilinmez, ama biraz da telaş var. Sanki tekneler hemen kalkacak da orada kalacak birileri. Oysa çok değil, yarım saat içinde tüm tekneler yola çıkacak ve liman bir anda dinginleşecek, eski sessizliğine kavuşacak yeniden. Ücretini bir gece önce ödediğimiz tekneye gidip yerimizi alıyoruz. Teknelerin tümünden gelen müzik sesleri limandaki curcunayı daha da artırıyor. Bizim teknemiz ise müziksiz... En son biz terk ediyoruz limanı ve Ege'nin serin sularına açılıyoruz.

Sayfa 1/6



































Bir keşif yolculuğu Ayvalık adaları
2003 / EYLÜL

Önce Alibey (Cunda) Adası'nın yakınından geçiyoruz. Birçoğu yüzyılı devirmiş taş evler ve taş döşeli sokaklar henüz sabah mahmurluğunda. Teknemiz akşama kadar Ayvalık civarındaki tüm adaların yanından geçecek. Birkaç yerde denize gireceğiz ve Maden Adası'ndaki uzun moladan sonra turumuz akşamüzeri yine Alibey Adası'nda sona erecek. Ege'nin denizi jeolojik özelliklerinden dolayı iki bine yakın ada barındırıyor. Ayvalık'ın karşısına bir gerdanlık gibi sıralanmış olan irili ufaklı 22 adadan bazıları her gün yüzlerce ziyaretçi ağırlıyor. Alibey Adası ile birlikte 'Yund Adaları' olarak anılan Kız Adası, Maden Adası, Poyraz Adası, Pınar Adası, Güneş Adası ve Çıplak Ada, bu adaların en önemlileri. Antikçağdaki adları ise Hekatonnesoi. İsmin kaynağı en büyük ada olan Nesos'da (Alibey Adası) bulunan Nasos antik kentinin baştanrısı Hekatos. Bu yüzden bu adalara Hekatos da denilmiş bir zamanlar.

Sayfa 2/6
































Bir keşif yolculuğu Ayvalık adaları
2003 / EYLÜL

Kydonia (Ayvalık) ve Nesos antikçağda önemli yerleşim merkezleri olarak biliniyor. Günümüzde yerleşim olan tek yer Alibey Adası. Diğer adaların bir kısmında az da olsa yerleşim olmuş, ama şimdilerde sadece yıkılmaya yüz tutmuş bir balıkçı kulübesi veya bir kilise dikkat çekiyor. Teknemiz Pınar Adası'nı gerilerde bırakıyor. Belli ki ismini adada bulunan bir pınardan almış. Sağlı sollu sıralanmış küçük adaları da geçip Maden Adası ile Alibey Adası arasındaki boğazda duruyoruz. Denize gireceğiz. İki saatlik yolculuktan sonra serin sulara bırakıyoruz kendimizi. Denizaltı rengârenk. Bir akvaryum misali. Suyun altındaki kayaların boşluklarında binbir çeşit yaşam hüküm sürüyor. Kayalıklara doğru dalıyorum. Bir oyuğun kenarında bulunan yengeç, yaklaştığımı görünce karanlıklara dalıp kayboluyor. Hemen yanıbaşımda küçük bir balık sürüsü. Birlikte yüzüyoruz. Nefes almak için yüzeye çıktığımda, uzaktan gelen müzik seslerini duyuyorum.

Sayfa 3/6
































Bir keşif yolculuğu Ayvalık adaları
2003 / EYLÜL

Yok, yok sirenlerin büyülü şarkıları değil bu... Diğer teknelerde eğlence başlamış. On dakika sonra boğazda 7-8 tekne oluyor. Müzik kısa süre sonra duruyor ve yerini teknelerden denize atlayan insanların sevinç çığlıklarına bırakıyor. Denizde yüzerken duyduğumuz balık kokuları açlığımızı anımsatıyor. Yaklaşık yarım saatlik bir deniz keyfinden sonra tekneye çıkıyoruz. Teknede masaların donatılmış olduğunu görmek ise başka bir keyif... Kısa bir süre sonra da nar gibi kızarmış balıklarımız geliyor. Yanında da güzel bir salata. Son yılların en güzel ve en keyifli yemeğini yiyorum teknede. Hafif bir müziğe Ege rüzgârlarının uğultusu karışıyor. Homeros'un İlyadası'ndan kopup gelen esintiler bunlar. Soluduğumuz her nefeste ciğerlerimize çektiğimiz hava Assosluların, Truvalıların da soluduğu hava. Kimine göre dünyanın en güzel coğrafyası olan bu bölgede, dünyanın en güzel havası bu.

Sayfa 4/6
































Bir keşif yolculuğu Ayvalık adaları
2003 / EYLÜL

Kısa bir süre sonra kendimizi tekrar Ege'nin insanı gevşeten rüzgârına bırakıyoruz. Ayvalık'ın imbatı bu olsa gerek. İkindi vakti yaklaştı ve imbat zeytin kokuları taşıyor bize. Deniz, rüzgâr ve güneş öyle bir etkilemiş ki bizi kitap okuyacak halimiz bile yok. Kendimizi bu büyülü atmosferin kollarına bırakıyoruz. Yarım saat sonra Maden Adası'nın arka yüzüne dönüyoruz. Adadaki kayalıkları iskele olarak kullanıp karaya ayak basıyoruz. İner inmez buraya neden Maden Adası denildiğini anlıyorum. Kayalar rengârenk. Ada, volkanik bir ada. Denizden yükselen volkanizma sonucunda oluşmuş. Oluştuktan sonra da magmadan gelen ve mineral taşıyan sıcak sulu çözeltiler, volkanik kayaçların içine sızarak kendi renklerini kayaca bırakmış. Böylece çeşitli renkte dokular çıkmış ortaya. Ayakkabılarımı giyip adayı keşfe çıkıyorum. Biraz yükselince deniz aşağılarda kalıyor ve geminin yanaştığı bölgenin bir akvaryumdan farksız olduğunu görüyorum.

Sayfa 5/6































Bir keşif yolculuğu Ayvalık adaları
2003 / EYLÜL

Denizin dibi o kadar net ki dalan insanları dibe kadar takip edebiliyorum. Denizin çağrısına karşı koymak zor... Keşif fikrinden vazgeçip bu antik sulara bırakıyorum kendimi. Homeros olup, İlyada’yı yeniden yazıyorum sanki dibe dalarken.

* Yıldırım Güngör, jeolog.

Sayfa 6/6


































Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı