YÜKLENİYOR ...

























Bördübet’ten Sedir Adası’na
2003 / AĞUSTOS

Temmuz ayı olanca sıcaklığıyla hükmünü sürerken ben günlük ağaçlarının serinliğinde oturuyorum. 'İnsanın içini maviye boyayan' Gökova'yı, eski adıyla Kerme Körfezi'ni keşfe çıktık. Mavi Yolculuğun babası, 'Mavi Sürgün' Cevat Şakir, yani Halikarnas Balıkçısı'na göre altmış altı bük var bu mavi ovada, 'yavru' koyları hesaba katmazsak tabii. Çam kokusundan, bulduğum her fırsatta kendimi mavi sulara atmaktan başım dönüyor. Mavi ve yeşilin bu denli çok tonunun olduğunu bilmezdim, bakıyor, kokluyor, yüzüyor, ama doyamıyorum. Ancak günler sayılı ve görecek o kadar çok yer var ki. Rotamız kısa, ama Gökova'nın da en keyifli rotası hani. Başlangıç noktamız Bördübet. Bördübet de ne demek!.. Börtü böceğin bunca çokluğu nedeniyle bu isim verilmiş belki de. Yöre insanı, İngilizlerin bu bölgedeki kuşların çokluğu ve çeşitliliğine şaşırdıklarını, bu yüzden de buraya 'bird to bed' dediklerini anlatıyor. Bird to bed, olmuş Bördübet, neden olmasın... Denizin kenarına inebilmenin en keyifli aracını da ilk kez burada kullanıyorum; bir kano.

Sayfa 1/6


























Bördübet’ten Sedir Adası’na
2003 / AĞUSTOS

Hedefimiz sazların arasından, yeşile selam vererek, denize açılmak. Komutları karıştırıp sazlıklara dalmam dışında fena da değilim hani. 200 metre eninde ve 600 metre uzunluğundaki bu kanal, Küçükgünlük yani Amazon Koyu'nun plajına götürüyor bizleri. Denizin bu denli güzeliyle kucaklaşınca yine doyamamak söz konusu oluyor. Rüzgâr sörfü yapanları seyredip, kıyıda balık avlayanlara rastgele diyoruz... Sonra denizkestanesi topluyoruz. Kahverengiler dişi denizkestanesi ve sadece onların içinden çıkan turuncu renkli yumurtalar yenebiliyor. Küçücük lokmalarla adeta denizi yemiş gibi oluyoruz. Kampta cırcır böceklerinin bitimsiz muhabbetiyle uykulara dalıyoruz. Sabahın ayazında uyandıran ağaçkakan, ekmekleri çalıp kaçan sincap ailesi, öylece durup etrafı seyreden biblo gibi kurbağalarla dostluğumuzu pekiştiriyoruz. Börtü böceğe alışkın Bördübetseverler... Dünyada çok az yerde yetişen ve temmuz sıcağında bile bizi üşütebilen günlük ağacıyla da burada tanışıyorum. Endemik bir tür, Latince adı Liquidambar orientales. Yani güzel kokulu sıvı.

Sayfa 2/6


























Bördübet’ten Sedir Adası’na
2003 / AĞUSTOS

Çınara benzer, parlak, sık yapraklı, adı üstünde mis kokulu bir tür. Gövdesinde açılan çentiklerle elde edilen sığla yağı hem ilaç, hem de kozmetik sanayiinde kullanılıyor. Yedi Adalar'da bir tören gibi seyrettiğimiz günbatımı unutulur mu? Kuşbakışı Gökova'yı tarıyor gözlerimiz. Adalar, kuzeyde Teke, güneyde Taneli burunları arasında sıralanıyor. Üçü kuzeye, dördü güneye doğru... Sanki camgöbeği çiçekler açıyor aşağıda... Yüzmek ve dalmak, bir de balık avlamak için ideal bir koy burası... Günü batırıp dönerken bir de ayın doğuşuna denk geliyoruz. Dağın arkasından sapsarı, öyle kocaman çıkıveriyor, öylece kalakalıyoruz. Ertesi gün karadan mavi yolculukta sıra... Löngöz'ü ararken kaybolma tehlikesi atlatıyoruz. İki büyük tepeyi döne döne aşıp, tozu dumana katarak sahile indiğimizde, bizi meraklı gözlerle izleyenlere "Pardon, burası Löngöz mü acaba" diye soruyoruz. Ali Dede'nin oğlu Ali'den 'Tam da burası" cevabını alıyoruz. Esas adı Kargılı Koyu imiş buranın. Minik iskelesi, çam ormanları arasında uzanan patikaları, uzun sazlıkları ile Löngöz, gördüğüm en sevimli koy unvanını kazanıveriyor.

Sayfa 3/6


























Bördübet’ten Sedir Adası’na
2003 / AĞUSTOS

Koya sazlıkların arasından üç derenin tatlı ve buz gibi suyu karışıyor. Küçük bir botla, kanca şeklindeki koyun başlangıcına kadar gidip, bu minik koya demir atan yatların çokluğunu şaşkınlıkla izliyorum. Ne yol bitiyor, ne yeşil, ne de mavi. Her tepenin ardı mavi bir bekleyiş, her mavilik, yeşil bir heyecan. İngiliz Limanı'nda bizi parıldayan teniyle bir deniz kızı karşılıyor. Kaptan Kadir'in motoru sayesinde labirentvari koyu bir çırpıda dolaşıverip, tepelerde ada çayı toplayanlara bir selam gönderiyoruz. Aslında İngiliz Limanı, Gökova'nın en büyük koyu olan Değirmenbükü'nün koylarından biri. II. Dünya Savaşı'nda Alman savaş gemilerinden kaçarak buraya saklanan İngiliz filosunun anısına bu adla anılıyor. Denizkızı heykeli ise heykeltıraş Tankut Öktem ile Sadun Boro'nun bir güzelliği Gökova'ya... Öyle bir yer ki burası, insan bundan böyle yalnızca 'bulutlara bakmak, güneşte yanmak, tuz koklamak' istiyor. En son noktamız Sedir Adası. Adaya Akyaka'dan ya da Çamlı'dan kalkan dolmuş motorlarla da gelinebiliyor, ama biz ona daha yakın olmak istiyoruz.

Sayfa 4/6


























Bördübet’ten Sedir Adası’na
2003 / AĞUSTOS

Bu yüzden de tercihimiz adayı gören bir motelde konaklayıp, adaya özel tekneyle gitmek. Bu rotada ilk göz ağrımdı Sedir, antik adıyla Kedrai Adası... Sıcacık, mavi-yeşil bir plaj... Efsanesi kendinden büyük. Derler ki, Mısır Kraliçesi Kleopatra buraya sevgilisi Antonius ile gelmiş. Sahilden hoşnut olmayan Kleopatra için Antonius, Mısır'dan gemiler dolusu kum getirmiş. Ne âlâ... Sabahattin Eyüboğlu'nun deyimiyle bu 'mitolojik böceğin yumurtaları', oolitik adı verilen bir kum oluşumu aslında. O yüzden yuvarlacık, rengârenkler... Ne güneşe, ne de rengi her an turkuvazdan maviye, lacivertten koyu yeşile dönüşen sulara doyamadım, bu gelişimde adanın arkasındaki antik kalıntıları keşfe de çıkamadım. Sonradan üzerine kilise yapılan Apollon Tapınağı'nı, zeytin ağaçlarının içindeki antik tiyatroyu, agorayı ve surları bu yüzden bir başka sefere bırakıyorum.

Sayfa 5/6


























Bördübet’ten Sedir Adası’na
2003 / AĞUSTOS

Bu yolculukta ötüşünü dinlediğim, süzülüşünü izlediğim tüm kuşların, yol boyunca bize eşlik eden tüm ağaçların isimlerini bilmek istedim. Sanki bilsem, onlarla daha bir yakın mı olacaktım, bilmiyorum. Can Yücel'in dediği gibi 'aynalı bir çeyiz sandığıydı Marmaris.' Bense sadece kapağı aralayıp içini biraz karıştırmıştım.


* BAHAR KALKAN

Sayfa 6/6
 
































Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı