YÜKLENİYOR ...

























Haliç’in sabaha bakan yüzü
2003 / AĞUSTOS
Eyüp'te Eski Eserleri Koruma Derneği'nin, Feshane Caddesi'ne bakan yüzünde saray tipi bir kuş evi vardır. Sığırcıklar telaşa düşmüş, kuş evine çalı çırpı taşırken yoldan akan araba seline aldırmıyor. Oysa bu semt camileri, türbeleri, külliyeleri ile ne kadar da dingindir. Özellikle de pazar günleri Eyüp'e gelenler Mihrişah İmareti'nin, Adile Sultan'ın türbesinin ve pek çok mezarın bulunduğu Cülus yolundan geçerek Eyüp Sultan Camii'nin avlusunu doldurur. Güvercinlerin kanat sesleri arasında, Yavedud'un, Eyüp Sultan'ın, Akşemseddin'in dinî hikâyelerini fısıldarlar birbirlerine. Eyüp, taşların ellerle sevildiği, sadece güvercinlerin, kumruların değil insanların da dem çektiği; sesin yakarış ve şükür olduğu yerdir. Mimar Sinan'a mimarbaşılığı; kılıç kuşanan padişahlara taht yolunu gösteren Eyüp, dinî yapıların çokluğu ve Osmanlı sarayı mensupları gibi pek çok Müslüman'ın ebedi uyku için tercih ettiği bölge olması nedeniyle bir hac yeri gibi gezilir.
Sayfa 1/6

























Haliç’in sabaha bakan yüzü
2003 / AĞUSTOS
Şimdi biz bir kumru gibi dem çekmeyi bırakalım ve konduğumuz mezartaşından, güneşin ilk ışıklarıyla birlikte, Haliç'in sabah güneşi gören yüzüne, Cibali'ye doğru uçalım. Ayvansaray'dan, Balat'tan, Fener'den geçerek… Türk, Rum, Ermeni, Yahudi, Bulgar kimliğiyle caminin, kilisenin, sinagogun bir arada var olduğu, Osmanlı'nın görkemli dönemlerinde onunla birlikte zenginleşen, güç hangi toplumun eline geçtiyse onunla birlikte değişen kıyılardan… Haliç'e, 'Altın Boynuz' dedi Avrupalılar. Bunu bir efsaneye, ya da gün batarken Haliç'in sularının altın rengine dönmesine dayandırarak. Haliç'in suları sık sık altın rengine dönüyordu, bunun bir nedeni de bu kıyıların yaşamını değiştiren yangınlardı. İkonaların altın varaklarını aydınlatan mumların yapıldığı mumhanelerin, evlerde sabahlara kadar yanan zeytinyağı kandillerinin, meyhanelerin ya da tersanelerdeki kalafat malzemelerinin tutuşmasıyla suya düşüyordu alevin altın rengi.
Sayfa 2/6

























Haliç’in sabaha bakan yüzü
2003 / AĞUSTOS
Ve bu yangınlar Balat'ın, Fener'in tarihini değiştiriyordu. Çekiç sesleri yükseliyordu Haliç'ten, hayat devam ediyor ve yok olanların yerine yenileri yapılıyordu. 15. yüzyılda İspanya'dan ve Portekiz'den göç ettirilen Yahudiler'in yerleştirildiği Balat'ta, on dört sinagog bulunuyordu. Günümüze sadece Kürkçü Ali Caddesi'ndeki Ahrida Sinagogu kalmış. Sazende ve hanendeleriyle nam salmış Balat meyhanelerinin en ünlüsü ise; şarkıları, aşkları, sıcak şarap ve balık buğulamasıyla dillere destan Agora meyhanesiydi bir zamanlar. Sahil sarayları, yalılar, konaklar, kıyılardaki kahve ve gazinolar, Balat vapur iskelesi yok artık. Balat kıyılarından Hasköy ve Halıcıoğlu'na dolmuş yapan çift kürekli kayıklar da. Arnavutkaldırımı asfalta çevrilen Mürsel Paşa Caddesi üzerinde melon şapkalı adamlar yürümüyor. Bir de güneş ararsanız, Ferruh Kethüda Camii'ne gidin, arka duvarında bir güneş saati var çünkü.
Sayfa 3/6

























Haliç’in sabaha bakan yüzü
2003 / AĞUSTOS
Havalanan kumruya ne mi oldu, Balat Yahudi Hastanesi'nin çatısına kondu. Fener'e kanat açmanın zamanı geldi çünkü. Fatih zamanından başlayarak pek çok ayrıcalığın tanındığı, Bizans'ın eski aristokrat ailelerinin ve Patrikhane'nin korunmasıyla nüfusu artan Fener'in iyi eğitim görmüş Rumları, Osmanlı sarayında tercüman, yönetici, öğretmen, diplomat olarak çalışıyordu. Halk gemicilik, denizcilik, sanatkârlık gibi pek çok alanda ustalaşmış, ticaretle zenginleşmişti. Haliç'e bir şato heybetiyle tepeden bakan 1881'de yapılan Rum Erkek Lisesi'nde eski Yunan ve Latin Edebiyatı'ndan felsefeye, astronomiden kimyaya pek çok bilim, Fransız ve İtalyan dilleri okutuluyordu. Hâlâ kullanılmakta olan tek Bizans kilisesi, Moğollara gelin gitmiş, pek çok talihsizlik yaşayarak İstanbul'a geri dönmüş bir Bizans prensesinin yaptırdığı Ayia Maria'dır. Fener'in kiliseleri kadar ayazmaları da ünlüydü. Konu şifa olunca, pek çok Müslüman da bu ayazmaları ziyaret ederdi.
Sayfa 4/6

























Haliç’in sabaha bakan yüzü
2003 / AĞUSTOS
Gezginler 19. yüzyılda Haliç'in mavi yüzeyinde gidip gelen binlerce süslü kayıktan bahseder: Ayvansaray tezgâhlarından inerdi denize saltanat kayıkları ve devrin eğlence merkezi halini almış Haliç'te, Fener'e doğru yol alırdı. Haliç'e akşam düştü mü, kıyılarda, sokak aralarında fenerler; meyhanelerde Bekri Mustafa'nın adı anılarak, fiske şamdanları yakılırdı. Bugünse Haliç'te Kadir Has Üniversitesi'nin kürekçileri suları yarıyor. Cibali deyince akla Muammer Karaca'nın meşhur ettiği Cibali Karakolu gelir. Karakol Zeyrek'e taşınsa da Haliç Surları'ndan ayakta kalan tek kapı olan Cibali Kapısı ayakta. Kapıdan geçip sola dönünce, yol sizi eskilerin sigara fabrikası; şimdinin Kadir Has Üniversitesi'nin önüne götürür. 1884 kurulan fabrikada 1990 yılında üretime son verildi. Bu neoklasik yapı, Kadir Has Vakfı tarafından başarılı biçimde restore ettirilerek 2002 yılında eğitime kazandırıldı.
Sayfa 5/6


























Haliç’in sabaha bakan yüzü
2003 / AĞUSTOS
Kumru, en son Fener sahilindeki, Viyana'da dökme demirden yapılmış, gemilerle Tuna'yı, sonra da Karadeniz'i geçip burada monte edilmiş, neogotik Bulgar Kilisesi'nin bahçesine konmuştu. Oradan da üniversitenin damına uçsun; çünkü yolculuğumuzun sonuna geldik. Bakın, Haliç'in güney kıyılarına da doğan güneş vurmaya başladı bile.

* Nezahat Turkan, yazar.
Sayfa 6/6
Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı






























Bir sonraki konu başlığı