YÜKLENİYOR ...

























Bir ortaçağ kalesi Hasankeyf
2003 / AĞUSTOS

Nehrin iki yakasını bir araya getiren uzun köprüden suya son atlayışlarını yapan çocuklar, yüzerek kıyıya doğru uzaklaştılar. İçlerinden biri orada kaldı, bağdaş kurup yere oturdu. Cebinden çıkardığı iri çakıl taşlarını önüne döktü. Sonra birini alıp suya attı. Ağır ve durgun akan nehrin yüzeyinde beliren halkalar, çoğalarak iki kıyıya da aynı anda ulaştı. Ortaçağı alıp, sabırla günümüze dek sırtında taşıyan kentin tepelerinden aşağı süzülen gölgeler, akşamın getirdiği karanlığa karışıp gitmek üzereydi... Nehrin adı Dicle'ydi. Tanrı Dionysos'un, görür görmez vuruluverdiği, ama karşılık görmediği Asyalı nympha Alphesiobia'yı kaplan olup kovalaması anlatılırdı mitolojik efsanelerden birinde. Nehrin adı da kaplan anlamına gelen Tigris yani Dicle olmuştu. Kıyısındaki ortaçağ kenti ise, günümüzde Batman ili sınırları içinde kalan Hasankeyf'ti; Arapça'da 'kayahisar' ya da 'kayakale' anlamına gelen Hısn Kayfa'dan gelen... Yüz metre yüksekliğindeki tek parça kayadan oluşan kaleden almıştı namını.

Sayfa 1/6






























Bir ortaçağ kalesi Hasankeyf
2003 / AĞUSTOS

Ya da daha yakın çağ efsanelerinden birine göre, sultanlardan birinin ömür boyu mahkûm edip kaleye kapattığı Hasan adlı bir garipten... Sultanın keyfinin yerinde olduğu günlerden birinde hatırını sorduğu mahkûm, kale içinde dolaşmak için bir at ister. Kendisine verilen ata bindiği gibi de surları aşıp yüz metre yükseklikten nehre atlar. At ölür, Hasan kurtulur. Oysa, Ilısu Barajı'nın baskınından kurtulup kurtulamayacağı henüz belirsiz Hasankeyf'in. Dicle'nin ortasında yükselen ve her türlü doğal afete, insan kıyımına karşı halen inatla ayakta duran antik köprü kalıntısı, masif kaya kütlesinde Romalıların kullanıma açtığı doğal kale, ince ince oyularak zamanında mekân tutulan tam 6 bin mağara, kuzeydeki petrol mahzeni Raman Dağları'ndan kopup gelen rüzgâra geçmiş günleri anlatır gibi. Bulutlar arasından zaman zaman sıyrılan ayın şavkı nehrin üstündeki halkalarda yakamozlanıyor. Vakit gece yarısını bulunca antik köprünün hayali bütün görkemiyle beliriveriyor. Üstünden Romalılar geçiyor bölük bölük...

Sayfa 2/6































Bir ortaçağ kalesi Hasankeyf
2003 / AĞUSTOS

Sonra Bizanslılar, Sasaniler, Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler ve Artukoğulları... Sırada Eyyubiler, Moğollar, Akkoyunlular ve Osmanlılar var. Artuklu Fahrettin Karaaslan'ın 1116 tarihinde daha önce var olduğu sanılan antik köprünün yerine yaptırdığı taş köprü (Hasankeyf Köprüsü), 100 metreyi aşan uzunluğu, 40 metrelik orta kemer açıklığıyla çağdaşlarının en büyüğüydü. Ortasındaki ahşap bölüm kentin kuşatılması halinde açılarak, düşmanın geçmesi engelleniyordu. Orta ayaklarda bulunan ve astrolojiyle ilgili olduğu sanılan figürlerden çok azı günümüze ulaşabilmiş. Bir süre sonra, bu kez güneydeki Midyat Dağları'nın üstünden kayıveren bir yıldız, sanki kalenin üstüne düşüp patlıyor; ortalık öylesine aydınlık! En yukarıda kuleyi andıran görünümüyle küçük saray; kuzey yüzünde iki aslan kabartmasıyla işaretli. Eyyubilerin Hasankeyf'teki ilk yapıtlarından biri. İşte, eski bir kilise kalıntısı üzerinde yükselen Ulucami; Artuklulara ait yapıtların en önemlisi.

Sayfa 3/6
































Bir ortaçağ kalesi Hasankeyf
2003 / AĞUSTOS

Hemen onun altında belli belirsiz görünen kulesi ile büyük sarayın (Hasankeyf Sarayı) kalıntıları var; Artuklulardan kaldığı sanılan... Sonra, aşağılarda yine Eyyubilerin kente bıraktığı armağanlardan, sadece çift merdivenli minaresi ayakta kalan El-Rızk Camii, minaresinde kûfi yazılar yer alan Sultan Süleyman Camii ve alçı süslemeleri ile dikkat çeken Koç Camii... Hepsi, dönemeçlerle yukarı doğru tırmanan yolun üzerinde, geçmiş zamana doğru yapılan bir yolculuğun köşe başlarında selama durmuş gibi, kale kapıları, kafe haline getirilmiş Yolgeçen Hanı ve binlerce mağara ile birlikte. Dicle'nin öte yakasından seslenen bir hüthüt kuşu (Upupa epops), buradakileri unutma diyor sanki. Yani Akkoyunluların kente tek yadigârı Uzun Hasan'ın oğlu Zeynel Bey Türbesi'ni; üzeri turkuvaz sırlı tuğlalarla kaplı olan... Ve yapım tarihi bilinemeyen İmam Abdullah Zaviyesi'ni... Bir de burada yetişen bilginleri...

Sayfa 4/6






























Bir ortaçağ kalesi Hasankeyf
2003 / AĞUSTOS

İnsanlığın en eski yerleşim yerlerinden Mezopotamya'da yer alan Hasankeyf, ortaçağın önemli idari ve ticari merkezlerinden olduğu gibi medrese, rasathane, darüşşifa ve diğer eğitim kurumlarıyla bölgenin ilim ve kültür merkeziydi. Ünlü sibernetikçi Eb-ul İz El-Cezeri'nin de burada ders verdiği biliniyor. Su gücü ve basıncından yararlanarak otomatik sistemler, saatler icat eden, insan ve hayvan şeklinde makineleri olan Cezeri, icat ettiği bu robotları Hasankeyf Artuklu Sultanı'na da hediye ediyordu. 1978'de 1. Derece SİT Alanı ilan edilen Hasankeyf'in unutamadıklarından biri de 1940'ta buraya gelip ilk incelemeleri yapan, ilk fotoğrafları çeken Fransız arkeolog ve mimarlık tarihçisi Albert Gabriel. Gabriel, derlediği bilgileri daha sonra Paris'te yayımlamıştı. Gece bitip tan yeri ağarmaya başlayınca, sona kalmış birkaç yıldız da hayallerini alıp gözden uzaklaşır. Şimdi gündüzün efendisi güneş, üzerine 2000'li yılların yamanmaya çalıştığı ortaçağ kentinin mahmur yüzünü, göz kamaştıran ışınlarıyla yıkamaktadır.

Sayfa 5/6






























Bir ortaçağ kalesi Hasankeyf
2003 / AĞUSTOS

Kimi zaman petrol, kimi zaman dağların rengiyle akıp giden Dicle'nin kıyısında yükselen Hasankeyf, kehribar harmanisine bürünmüş biraz sitmkârü, biraz isynkârü ama vakur bir edayla çağlar öncesinden günümüze bakıp durmaktadır.

* Ersin Toker, yazar.

Sayfa 6/6

























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı