YÜKLENİYOR ...

























Dokumanın hası Peşkir
2003 / HAZİRAN

Güzel Anadolumuz bir medeniyetler, kültürler beşiği. Bu beşikte gelişip olgunlaşan ve kendi özünden sentez yaratan Osmanlı sanatının kökleri ulu bir çınar ağacınınki gibi derinlere doğru uzayıp gider; aynı dokuma sanatı gibi... Çağlar boyu Anadolu kadınının elinde renk renk, desen desen, çeşit çeşit biçimlere bürünen dokumaların kökleri ta bin yıllar öncesine, Frigyalılara uzanır. Asya'dan Anadolu'ya, Gordion (Ankara) yöresine yerleşen Frigyalıların, MÖ 8. yüzyılda yüksek düzeyde dokuma ürettikleri biliniyor. Dokumalara hayranlık duyan Pontuslular da ne yapıp edip bu tekniği öğrenerek üretime geçer. Böylece, birbirine eklenen zincir halkaları gibi Anadolu dokumacılığı günümüze kadar süre gelir. Anadolu dokumalarının en nadide örneklerinden biri de peşkirlerdir... Kentlerde unutulan, günümüzde köylerde de unutulmak üzere olan peşkirlerde sosyal yaşamın binbir rengi gizli: Bir zamanlar Osmanlı saraylarından Yörük sofralarına kadar geniş kullanım alanı olan peşkir, hem işlevsel hem de dekoratif bir eşya olarak gelenek ve göreneklerin, inançların bir göstergesiydi.

Sayfa 1/5































Dokumanın hası Peşkir
2003 / HAZİRAN

Günlerce süren düğün törenlerinde görev alan kişilere peşkir armağan edilir, kız evi düğün davetiyesi olarak peşkir (okuntu) gönderir, çeyize çeşitli örneklerle süslü peşkirler serilirdi. Yeni gelin, eşinin akraba ve dostlarına nezaket ziyaretine giderken, hediye bohçasına peşkir koyardı. Yemek yerken, sofraya oturanlar dizleri üzerine peşkir yayardı. Peşkirler peçete gibi kare değil, dikdörtgen olurdu. Peşkirin uzunluğu kullanacak kişinin sayısına göre değişirdi. On iki, yirmi dört kişinin önüne serilene 'dolak' adı verilirdi. Düğünlerde, bayramlarda, kalabalık aile sofralarına oturanların önlerine dolak dolandırılırdı. Paşalar, padişahlar, dedeler, neneler tek kişilik peşkir kullanırdı. Yeni gelin, yeni güvey ve genç çiftler için özel dokunmuş çift kişilik gelin-güvey peşkiri olurdu. Bu, genç çiftlerin ömür boyu beraberliklerinin devamını simgelerdi. Osmanlı saraylarında, konaklarında, köy, kasaba, şehir evlerinde, yörük çadırlarında keten peçete gibi kullanılan süslü püslü peşkirler, giysilerin lekelenmesini, dökülen kırıntıların etrafa yayılmasını da önlüyordu.

Sayfa 2/5






























Dokumanın hası Peşkir
2003 / HAZİRAN

Sofraya içi aş dolu, kapaklı bakır sahan getirilirken eller üzerine ucu nakışlı peşkir atılır; taşınan kabın sıcaklığından korunulurken, yemeğin sunumuna şıklık da katılmış olurdu. Yemekten sonra el yıkama leğeni ve ibriği ile birlikte süslemesi sade peşkir getirilir, yıkanan eller bu peşkire kurulanırdı. Yemek üstüne kahve ikramı yapan genç kız veya delikanlı sol omzuna, gösterişli, pırıltılı bir peşkir atıp servis yapardı. Yüz yıl önce İstanbul'dakiler dahil her evde tezgâh vardı; bazen bir evde iki üç çeşit ayrı tezgâhın çalıştığı olurdu. Kadınlar, kızlar ev içi yaşamlarını tezgâh başında değerlendirir, peşkir, giysi, halı, kilim ve yaygı dokurlardı. Bu bir yaşam tarzıydı. Kız çocukları dokuma işini annelerinden öğrenirdi. Kınalı eller mekik tutar, mekiklerdeki renkli iplikler gidip gelirdi. Kız çocukları tezgâh başında oyuncakla oynar gibi öğrenirdi dokumayı. Kabiliyetli olanlar küçük yaşta ustalaşırdı.

Sayfa 3/5






























Dokumanın hası Peşkir
2003 / HAZİRAN

Ve ünleri çevreye yayılır, dünür adayları artar, böyle hünerli kızı almak bir şans sayılırdı. Ünlenen bir dokumacı kızın, evde uzun süre kalması olanaksız gibiydi. Çeşit çeşit desenler oluştururlardı... Tuvalleri dokuma, boyaları bitki, fırçaları iplik, elleri mekikti. Aynı bir ressam gibi renkleri dokuma üzerinde inanılmaz bir uyum içinde kullanıyorlardı. Böylece yüzyıllar içinde gelişen Anadolu el dokumacılığı sonunda, makinenin hızlı üretimine yenik düştü. Çarşıları, pazarları dolduran Avrupa ürünleri önce şehirlerin, sonra kasabaların ve nihayet dokumacılıkla geçinen bölgelerin tezgâhlarını yavaş yavaş durdurdu. Duran tezgâhlar zamanla dağıldı, atıldı gitti. Dönen çıkrıklar sustu. Gelenek, göreneklerle yaşayan, zenginleşen dokumalar yerlerini sessiz sedasız sanayi ürünlerine bıraktı. Ne yazık ki etnografya, arkeoloji gibi şanslı değil. Yüzyılların yıpratmasına karşı kendini koruyamıyor. Onun için ilkçağlardaki dokumalar bulunamıyor. Dünya üzerinde eskiye dayanan dokuma örnekleri yok denecek kadar az.

Sayfa 4/5






























Dokumanın hası Peşkir
2003 / HAZİRAN

Elimizdeki dokuma örnekleri ise geçmiş ve bugünle bağlantı kurmamızı sağlıyor. Günümüzde Denizli, Buldan ve çevre köyleri Anadolu dokumalarının en güzel örneklerini üretiyor. Her yıl haziran ayında yörede dokumacılık festivali yapılıyor. Gencecik kızların, taze gelinlerin, kadınların türküler söyleyerek ev tezgâhlarında dokuduğu çiçek oyalı peşkirler, amerikan servis takımları, masa, yatak örtüsü, çarşaf, yastık ve perdelerin hepsi birer sanat eseri. Dokunup biten ürünler üst üste yığılmış bir deste gül gibi alıcılarını bekliyor, çeyizlik dokunanlar ayrı sergileniyor. Bu sayfalarda görülen peşkirler ise 19. ve 20. yüzyıl başlarında dokunup kullanılmış. Hepsi de dokumacılığın tarihsel, sanatsal, sosyal belgeleri gibi önemli... Çünkü, dokumanın hası da özü de peşkirdir.

* Sabiha Tansuğ, etnolog, araştırmacı ve yazar.

Sayfa 5/5




























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı