| Karadeniz
üzerinden vadiye giren bembeyaz bulut, dört
bir yanımı saran ormana aldırmadan ayaklarımı
yerden kesiverdi. Aşağılarda şırıl şırıl akıp
giden ırmağın sesini duyamaz, karşımda uzanan
kıvrım kıvrım tepeleri göremez oldum. Bir tek
Kemerli Kaçkar başını kaldırmış, uzaktan kendini
gösteriyordu. Pınarlar sularını saklamış, otlar
çiy damlacıklarıyla yıkanmış, tüm börtü böcek
yuvasında pusup kalmış, dağların delice rüzgârı
bir kuytuluğa çekilip uykuya dalmıştı. Derken,
karşı yayladan çağıldayıp gelen tulumun sesi
duyuldu; 'Vartıvor' şenliklerinin ilk çağrısıydı
bu. O anda, Kemerli Kaçkar'dan bir kartal havalandı,
Karadeniz'e doğru uçup gitti. Sonra deniz, bulutlarını
geri çağırdı. Ve güneş, henüz batmadan, yüzünü
gösterip ışıklarını yolladı. Ayaklarım yere
değdi. Bir tabloya sığdırılmış gibi duran Pokut
Yaylası, karşımdaydı... Ormanın koynunda bir
yarımada gibi uzanan çayırda sıralanmış ahşap
evler, vadiyi, aşağılara uzanıp giden ağaç denizini,
gökyüzünü, bulutları, Kaçkarlar'ın doruklarını
seyre durmuşlardı sanki.
|