YÜKLENİYOR ...

























Bulutlara değen yayla Pokut
2003 / HAZİRAN

Karadeniz üzerinden vadiye giren bembeyaz bulut, dört bir yanımı saran ormana aldırmadan ayaklarımı yerden kesiverdi. Aşağılarda şırıl şırıl akıp giden ırmağın sesini duyamaz, karşımda uzanan kıvrım kıvrım tepeleri göremez oldum. Bir tek Kemerli Kaçkar başını kaldırmış, uzaktan kendini gösteriyordu. Pınarlar sularını saklamış, otlar çiy damlacıklarıyla yıkanmış, tüm börtü böcek yuvasında pusup kalmış, dağların delice rüzgârı bir kuytuluğa çekilip uykuya dalmıştı. Derken, karşı yayladan çağıldayıp gelen tulumun sesi duyuldu; 'Vartıvor' şenliklerinin ilk çağrısıydı bu. O anda, Kemerli Kaçkar'dan bir kartal havalandı, Karadeniz'e doğru uçup gitti. Sonra deniz, bulutlarını geri çağırdı. Ve güneş, henüz batmadan, yüzünü gösterip ışıklarını yolladı. Ayaklarım yere değdi. Bir tabloya sığdırılmış gibi duran Pokut Yaylası, karşımdaydı... Ormanın koynunda bir yarımada gibi uzanan çayırda sıralanmış ahşap evler, vadiyi, aşağılara uzanıp giden ağaç denizini, gökyüzünü, bulutları, Kaçkarlar'ın doruklarını seyre durmuşlardı sanki.

Sayfa 1/6


























Bulutlara değen yayla Pokut
2003 / HAZİRAN

Bazıları da Sal Yaylası tarafından çıkıp gelecek sahiplerinin yolunu gözlemekteydi. Çamlıhemşin'in Ortan köyünden ya da Konaklar Mahallesi'nden kalkıp (Pokut, onların yaylasıydı çünkü) Şenyuva üzerinden yola koyulanlar, şimdiye dek yolu yarılamış olmalıydılar. Aralarında büyük kentlere göçmüş olanların sayısı, hiç de az değildi. Ama onlar bağrında büyüdükleri Pokut'un, koşup yuvarlandıkları Tanovit ve Eğnedap çayırlarının, ormanın ve onu dillendiren Meğo Irmağı'nın çağrısını duyar duymaz, kendilerini burada, gerçek yurtlarında buluyorlardı. Henüz yolun yapılmadığı yıllarda bile, yetmişlik Hüseyin Amca'nın, her yaz İzmir'den gelip dört saatlik yolu yaya çıkarak buraya ulaşması, evini kendi başına onarmaya kalkışması; Karayolları'ndan emekli Refik Bey'in, çoluk çocuk Ankaralardan kalkıp, yaz tatilini geçirmeye gelmesi; başka türlü nasıl açıklanabilir ki? Bu insanları anlamak hiç de zor değil aslında. Yaylada bir gün, bir gece geçirmek yeter de artar bunun için.

Sayfa 2/6


























Bulutlara değen yayla Pokut
2003 / HAZİRAN

Elektriksiz gecelerden birinde, çayır çimenin üzerine sırt üstü uzanarak gökyüzüyle baş başa kalmak, birbirlerine göz kırparak oynaşan sarı ve mavi yıldızları seyre dalmak -ki onlar uzanan eline değecekmiş gibi yakın gelir insana o an- bunun bir yoludur örneğin. Bir öğle vakti Fane'nin pınarında kurulan sofrada bulunup, kaynaktan gelen buz gibi suyu yudumlarken, hemen oracıkta bitivermiş yaban rokasının tadıyla ferahlamak da, bir başkası... Yayla deyince, yaz aylarında hayvanların besiye çıkarıldığı, sütlerinden tereyağı ve peynir yapıldığı, kışlık hayvan yemi için otların biçildiği, yüksek yerler gelir insanın aklına hemen. 2100 metre yükseklikteki Pokut, tam böyle bir yer değil; daha çok, asıl yayla sayılan Samistal'e geçişte bir konaklama noktası. Vanak'taki (yaylanın yerleşim yeri) düzen, ahşap evlerin özenli mimarisi, insanların kültür düzeylerindeki zenginlik ve fotoğrafçılara bayram ettiren pitoresk görünüm, bir yayla sayfiyesi havası veriyor Pokut'a.

Sayfa 3/6


























Bulutlara değen yayla Pokut
2003 / HAZİRAN

Büyük kentlerden Kaçkarlar'a trekking için gelen gruplar da Amlakit-Samistal-Hazindağ parkurundan gelip Çamlıhemşin'e inişte, gerek ortamı, gerekse konaklama olanakları ile genel yayla koşullarından sonra farklı bir konforla karşılaşıyor burada. Ne kahvehane ne de bakkal, manav ve kasap dükkânlarının bulunmadığı Pokut'ta, gereksinmelerin hemen hemen hepsi on beş kilometre uzaklıktaki Çamlıhemşin'den karşılanıyor oysa. Pokut, bir Hemşin yaylası. Zamanında Karadeniz bölgesinde yaşayan herkes gibi, onlar da çalışmak için başka yerlere gitmek zorunda kalmışlar. 20. yüzyıl başlarına dek bu topraklar için çekim alanı Rusya olmuş. Erkeklerin çoğu, bu ülkeye giderek özellikle fırıncılık, pastacılık ve lokantacılık yapmışlar. Yurtlarına hem para, hem de geliştirdikleri bu bilgi-görgüleriyle dönmüşler. Hemşin yaylalarındaki evler, öteki Karadeniz yaylalarındakilere göre daha özenli ve estetik yapılmış. Bu konuda da çalışmak için gidilen yerlerden etkilenildiği anlaşılıyor.

Sayfa 4/6


























Bulutlara değen yayla Pokut
2003 / HAZİRAN

Altı taş, üstü ahşap (genellikle kurt işlemeyen sert kestane ağacı kullanılıyor) olan evlerdeki titiz işçilik hemen göze çarpıyor. Kepenkler, kapı ve pencere üstleri, saçaklar, hatta kapı ve pencerelerin demir menteşeleri bile çeşitli motifler kullanılarak özenle süslenmiş. İşin ilginç yanı ise, bu evleri hep Laz ustaların yapmış olması. Çoğu, yüz-yüz elli yaşındaki evler 2-3 odalı; mutfak ve maran denilen yiyecek ambarları da var. Yaz aylarında Pokut'a sadece yaşlılar çıkmıyor. Belki onlardan da hevesli olan gençler, deniz kıyılarını bırakıp yaylalarına koşuyor. İçinde doğup büyüdükleri bu geleneksel ritüele tüm dinamizmleriyle sahip çıkıyorlar. İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de üniversitede okuyan genç kızlar, buraya gelince 'cinpuli' denen çevresi pullu siyah şifonla başlarını örtüp, üzerine 'puşi' ya da 'şar' bağlayarak yaylalarını selamlıyor. Her yaz sonu, yayladan dönüşü simgeleyen Vartıvor Şenlikleri'nde kadın-erkek, yaşlı-genç, tulum eşliğinde kol kola çekilen horonlarda, birlikte çalışıp üretmenin sevinci bir kez daha yaşanıyor.

Sayfa 5/6


























Bulutlara değen yayla Pokut
2003 / HAZİRAN

Keşke herkesin bir yaylası olsaydı; dağların, ormanın ve yıldızların yanı başında kendini yeniden bulup tanıyabilseydi insan... Bir şenlik vakti ayrılırken, uzaktan dönüp baktığımda bir tabloya sığdırılmış gibi duran Pokut'u alıp, hayal dünyamın içinde özel bir yere koyuyorum; zaman zaman kaçıp sığınmak üzere...

* Ersin Toker, yazar.

Sayfa 6/6
 


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı