YÜKLENİYOR ...

























Neşeli günlerin mekânı Salzburg
2003 / MAYIS

İnsana bir masal musallat oluyordu burada, bu manzarayı seyrederken. Kent yemyeşil tepelerle çevrilmiş. Dağların arasında, bir nehrin kenarına kurulmuş burası. Tepede bir katedral var. Biraz daha aşağıda bir pazar meydanı. İnsan masal anlatmak istiyor buraya bakarken, bu 'Dünya Mirası' kategorisine giren kenti, bir masal gibi... Bir bahar masalı... Çamlıbelde Pastanesi'nde bahar hep vardı. Oysa baharlık hiçbir hal yoktu ortada. Kışın göbeğindeydik, soğuktu. Ancak, Çamlıbelde Pastanesi'nde bahar köşeleri kaplamıştı. Pastaneye baharı getiren güneşli bir Salzburg günüdür: Dar sokaklardan geçerken sağlı sollu küçük evlerin hemen her birinden duyulan klasik müzik sesi ve elbette Mozart; Mozart'la kemikleşmiş ve bu ortak kimliği hayatın ortasına taşımış o Salzburg günü... Ancak, bunda pastanenin duvarında asılı olan o kocaman posterin payı olduğunu saklamama gerek yok.

Sayfa 1/6


























Neşeli günlerin mekânı Salzburg
2003 / MAYIS

Nereden ve ne şekilde elde edildiği bilinemeyen; kenti çevreleyen o yemyeşil tepelerden kopup gelen taze, delişmen, güneşli, ama ısırgan bahar havasını içimize dolduran bu poster, pastaneyle düğün salonunu ayıran duvarı boylu boyunca örtmüştü. Posterdeki yolun hemen kıyısına, pastanenin tahta sandalyelerinden birine çökmüş o oğlanı tanıyor muyum? O renkli cepheli evlerin sıralandığı yollarıyla, Avrupa'nın en ilgi çekici barok kentlerinden birindeki durmuş zamana bakan o gencecik insan ben miyim gerçekten? Gençliğimin baharları bu yüzden hep Salzburg'du... Asırlar boyu klasik müziğin başkenti olan Salzburg'a, Mozart'ın doğduğu bu kente, sahi gitmiş miydim o zamanlar? Çamlıbelde Pastanesi'nin içindeki resme dalar giderdim... Rüzgârın ılık ılık estiği o bahar sabahında kenti ikiye ayıran ırmağın kıyısındaki gezintimi kısa kesip kentin kalbine doğru yürür, sıcak çikolata ve ünlü Avusturya keklerinden oluşan harika bir kahvaltı için Tomaseli ya da Glockenspiel'e uğrardım.

Sayfa 2/6


























Neşeli günlerin mekânı Salzburg
2003 / MAYIS

Gelenek ve göreneklerin bekçisi bu kafeler, kentin nabzının attığı cıvıl cıvıl otantik mekânlardı. Her tür avareliğin yapılabileceği böyle bir gün, festival sarayı Festspielhaus'un hemen yakınındaki küçük likör dükkânına da uğrardım muhtemelen. Şekerli su, rom ve portakal suyu karışımından oluşan likörümü, 'Orangenpunsch'ı yudumlarken, gelip geçenleri izler, yan masada oturan genç kızın düşüncelerini okuyan bir melek olmayı düşlerdim belki de. Oradan akşam olunca ışıl ışıl tabelalarla aydınlanan Getreidegasse'ye yürür, dar ve dolambaçlı sokakları bir bir keşfederdim. Hafta sonlarında pazar kurulan Residenzplatz'ı gezer, ardından küçük büfelerinde iştah açıcı sosisli sandviçlerin satıldığı Universitatplatz'a da uğrardım bir ihtimal ve Mozart'ın doğduğu evden birkaç adım uzakta olduğumu bilirdim. Mirabell Şatosu'nu (1606; 1721-27'de yeniden düzenlendi) ve önündeki Mirabellgarten'i görmek için Salzach Irmağı'nın öteki yakasında yürümek hiç de zor gelmezdi kanat takmış ayaklarıma.

Sayfa 3/6


























Neşeli günlerin mekânı Salzburg
2003 / MAYIS

Tanrı ve tanrıça heykelleriyle süslü bu görkemli bahçe, tertemiz bahar havasını ve açan güllerin kokusunu içine çekmeye gelenlerle dolu olurdu elbet... Kendi halinde bir şehrin kendi halinde bir semtinde yaşıyordum oysa. Gençliğimin baharları bana hep Salzburg'u yaşattı -Çamlıbelde Pastanesi hayatımda olduğu müddetçe. Posterdeki kentin Salzburg olduğunu ne zaman öğrenmiştim? Hiçbir fikrim yok. Sonra, yıllardan sonra bir gün Avrupa'nın kentlerinde buldum kendimi... Hafta sonlarımdan biri Salzburg'a düştü. Yaşlı rehberin anlattıklarını can kulağıyla dinledim: "Her yıl Mozart onuruna dünyaca ünlü bir müzik festivalinin düzenlendiği bu kent, İtalyan şehircilik anlayışına göre düzenlenmiştir. 1920'den bu yana sürüp giden Salzburg Festivali, dünyanın en pahalı festivali olarak tanınır. Ölümüne kadar Herbert von Karajan'ın başkanlığını yaptığı festival, bir bakıma da Mozart müziğinin vitrini durumundadır.

Sayfa 4/6


























Neşeli günlerin mekânı Salzburg
2003 / MAYIS

Dünya sosyetesinin önde gelen kişileri, sanatçılar, krallar, kraliçeler gelir buralara ve hayallerdeki bu kenti ihtişamlarıyla bir kez daha ihtişamlı kılarlar." Kent ihtişamlı, ancak şu da var ki herkesin kendine ait, kendi için süslediği bir masalı vardır, bu rehberinki de böyle bir şey olsa gerek. Rehber inatçı, tutkuyla devam ediyor: "Burası Mozart'tır. Burası açık bir müzedir. Sadece dükkânlar, lokantalar, kahvehaneler ve dekorları değil, bunların tabelaları bile birer çeşnidir bu açık müze için. İşte şurası Wolfgang Amadeus Mozart'ın doğduğu ev, bu onun ilk klavseni, şu ilk kemanı. Tüm bunlar... çocukluğu Salzburg'la örülü bir dahinin hayat güncesi." Peki, ya benimkisi? Şimdiki zamanın içersinde Viyana'dan trenle dört saatte geldiğim bu kentte, evet, Alp Dağları'nın yaz-kış karla kaplı tepeleri arasında yaşayıp giden Salzburg'u seyrediyorum. Salzach Nehri kenarında kurulmuş olan, ortaçağın en önde gelen tuz ticaret merkezi olmuş bu kenti, 11. yüzyıldan kalma Hohensalzburg Kalesi'nin oradan seyrediyorum.

Sayfa 5/6


























Neşeli günlerin mekânı Salzburg
2003 / MAYIS

Kaledeki dev orgdan yükselen müzik bütün kenti ve hayallerimi kucaklıyor. Ve biliyorum ki saraylar, köşkler, çeşmeler ve şatolar dışında kentin beş meydanını çevreleyen bütün yapılar hâlâ inşa edildikleri dönemin tüm özelliklerini taşıyor. Aşağı iniyorum, pazar meydanına karışıyorum. Bir marketten aldığım sandviçi ve elbette bir dilim pastayı güneş altında çimlere yatarak Çamlıbeldeli Salzburg'da ya da Salzburg'un Çamlıbeldesi'nde tüketiyorum afiyetle. Neşeli Günler filminin mekânı Salzburg'du, değil mi?

* Müge İplikçi, öykü yazarı.

Sayfa 6/6


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı