|
Derler ki, padişahın haremindeki bir gözde cariye, kulenin sesinden korkarak çocuğunu düşürmüş; kule de Kastamonu'ya sürgün edilmiş. Baharın ilk günleriyle birlikte kulenin altındaki çay bahçesi, günbatımının keyfini çıkaran Kastamonulularla dolar. Kentin ışıkları çöken karanlığın içinde bir bir yanarken, karşı tepede geniş bir taç gibi duran kale, aşağıda suları azalarak akan Gökırmak, 'Evkaya' diye anılan Hititlerden kalma kaya mezarı yavaş yavaş silinir. Gece yeryüzünde yürüdükçe, ödevlerini bitiren çocuklar, işten yorgun dönen babalar, ekşili pilavı pişirip yarın için hazır eden anneler uykuya dalar. İşte o zaman kentte, konakların fısıltıları başlar. Sepetçioğlu Konağı, Kırk Odalı Konağı'nın hatırını sorar. Mahalle Evi olarak hizmet gören Konyalı Konağı, o gün kendisini dolduran ilkokul öğrencilerinin neşesini ballandıra ballandıra anlatır. Osmanlı Konağı diye de adlandırılan ve otel olarak hizmet veren H. Tahir Efendi Konağı, o gece kalmaya gelen ünlü konuklarını sayıp döker. Sirkeli Konağı, Saat Kulesi'ne yakın duran Mazlumcular Konağı'na saati sorar.
|