YÜKLENİYOR ...

























Gizli bahçe Topkapı Sarayı Harem Dairesi
2003 / MAYIS

Harem kapısından içeriye girerken, bugün bile uzun elbisesinin eteğini yerde sürüye sürüye yürüyen bir cariyeyi görmeyi düşleyen ziyaretçilerin heyecanını fark edebilirsiniz... Yabancılara kapalı bir mekân olan haremin duvarları yüzyıllar boyu gizlilik, saklılık, dokunulmazlık ve kutsallıkla örülmüş. Kelime kökeni de tüm bu terimleri içeren Arapça 'harîmden geliyor. Günümüze gelen İslam sarayları arasında gerek mimari, gerekse taihî önemiyle öne çıkan Topkapı Sarayı'nın Harem Dairesi de selamlık ve yönetim işlevlerinin gerçekleştiği diğer avlulardan özenle gizlenmiş. Harem öylesine gizli bir yer ki, Fatih döneminin tarihçisi Tursun Bey, "Farsça'da güneşin (Şems), dişil sıfatı ile kullanılmasaydı hareme giremeyeceğini" söyler. Doğu ülkelerinde perde, zenâne ve endrûne denilen harem, halk arasında Harem Dairesi, Osmanlı Sarayı'nda ise Dâr-üs-saâde diye adlandırılıyordu. Harem-i Hümayun ise Osmanlı padişahlarının özel yaşamıyla ilgili olan Harem Dairesi ile birlikte endrûn ve dördüncü avludaki köşkleri de kapsıyor.

Sayfa 1/6


























Gizli bahçe Topkapı Sarayı Harem Dairesi
2003 / MAYIS

Yüksek duvarlar ve tunç kapılarla enderûndan ayrılan haremin yabancılara kapalı bir mekân olması ve Osmanlı yaşamında her evde bir harem bulunması, birçok Batılı sanatçı ile bu kente gelen gezgin ve düşünürlerin ilgisini çekmiş, kulaktan duyma bilgilerle haremi düşlerinde canlandırarak birçok sanat eserini yapmalarını sağlamıştır. İlk kez 1800'lere doğru, aydın ve yenilikçi bir padişah olan III. Selim döneminde haremin kapıları gerçek anlamda yabancılara açılmış, mimar ve ressam Melling, Daniel Clarke ve başka birçok sanatçı gözlemlerde bulunmuştur. 1909 tarihinde II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesinden sonra, Abdurrahman Şeref Bey haremdeki binalar, daireler, kadınlar, cariyeler, şehzade ve sultanlar hakkında incelemeler yapmış, makalelerini 1910-1911 yılları arasında Encümen-i Osmani Mecmuası'nda yayımlamıştır. Padişah haremde, valide sultan, eşi olan kadınefendiler, şehzadeler, üst düzey yönetici grubu ile hizmet eden yüzlerce cariye ve kara hadım ağadan oluşan kalabalık bir kadro ile yaşardı.

Sayfa 2/6


























Gizli bahçe Topkapı Sarayı Harem Dairesi
2003 / MAYIS

Haremin ilk yapıları Altınyol, Kuşhane mutfağı, Eski Hasekiler olarak belirlenmiştir. Haremde, cariyeler ile harem ağalarının yaşadıkları bölümler, mutfak, kiler, hamam, çamaşırlık, hasta odası, yatakhane gibi birimleri kapsayan bir koğuş düzeni bulunuyordu. 16. yüzyıl sonlarından başlayarak artan yerleşim ihtiyacını karşılamak için Topkapı Sarayı'ndaki Harem Dairesi'ne sofa, oda, yatak odası, cariye odası, kadınefendi dairesi gibi küçük birer konak işlevinde mekânlar da yapılmıştı. Evliya Çelebi'nin eseri Seyahatname'deki bilgilere göre 16. yüzyıl sonlarına gelinceye kadar padişahlar günlük çalışmalarını Topkapı Sarayı'nda sürdürür, çoğu gecelerini burada geçirir, arada Eski Saray'daki eşlerini ve çocuklarını görmeye giderlerdi. Kanuni Sultan Süleyman'ın (1520-1566) başhasekisi Hürrem Sultan, bazı hanımlarla birlikte Topkapı Sarayı'na yerleşmişse de haremin Beyazıt'taki Eski Saray'dan Topkapı Sarayı'na taşınması, ancak III. Murad (1574-1595) döneminde gerçekleşir. 24 Temmuz 1665’de IV. Mehmed, harem ve enderûndaki saray erkânı ile Edirne’de kalırken,

Sayfa 3/6


























Gizli bahçe Topkapı Sarayı Harem Dairesi
2003 / MAYIS

Topkapı Sarayı'nda büyük bir yangın çıkar: Adalet Kasrı, Kubbealtı, Hazine ve Defterhane, Araba Kapısı'ndan Valide Sultan Dairesi'ne kadar olan harem bölümü ve mutfak tamamen yanar. 17. yüzyılda yetişmiş Osmanlı bilgini Kâtip Çelebi'nin eseri Takvimü't-Tevarih'te, bu yangını yüzük çalan bir cariyenin çıkarttığı yazar. Daha sonra, annesi ile İstanbul'a gelen IV. Mehmed baştanbaşa çinilerle kaplı yeni bir harem dairesi yapılmasını emreder. Bu yeni haremin yapımı 1668'da tamamlanır. Bununla birlikte IV. Mehmed, II. Süleyman, II. Ahmed ve II. Mustafa'nın daha çok Edirne Sarayı'nda oturmaları yüzünden harem önemini yitirir, ta ki III. Ahmed dönemindeki (1703-1730) Lale Devri'ne kadar... Batı sanatındaki barok üslup Lale Devri'nde Osmanlı süsleme anlayışına yeni bir üslup getirir: Çiçek dolu vazolar, meyve dolu tabaklar, natüralist sayılabilecek görünümdeki kalemişi alçı veya mermer kabartmalar dönemin bütün mimari eserlerinde görülür. III. Ahmed'in sarayın hareminde yaptırdığı Yemiş Odası'nın duvarları baştan başa çiçek dolu vazolar ve meyve dolu tabaklarla donatılmıştır.

Sayfa 4/6


























Gizli bahçe Topkapı Sarayı Harem Dairesi
2003 / MAYIS

Haremde yaşayan cariyelerin de Laligül, Ebrunigâr, Nazgül gibi kulağa hoş gelen Farsça isimlerle çağrılmaları, kıyafetlerinden kullandıkları eşyalara, yaşadıkları mekândaki süslemelere kadar çiçeğin yaygın kullanımı, o dönem çiçeğe verilen önemin, cariyelerin çiçek gibi güzel ve zarif olmalarının bir göstergesidir. 18. yüzyıldan itibaren de yine Batı sanatının etkisiyle ortaya çıkan Osmanlı Türk rokokosu, renkli, ince zengin süslemeleri ile haremdeki yapılara canlılık ve zenginlik kazandırır. Hünkâr Sofası'nın önüne yapılan bir teras üzerindeki III. Osman Köşkü, Altınyol üzerindeki zarif tezyinatlı, hafif görünüşlü ahşap yapılar (Gözdeler Dairesi) dönemlerinin zevkli süsleme anlayışı ile ortaya çıkmışlardır. Harem bilinenlerin aksine, cariyelerin Osmanlı toplumundaki aile yapısının özelliği olan saklılık ve kapalılık prensibi altında yaşadığı ve eğitim aldığı bir kurumdu. Saraya giren cariyeler, Valide Sultan veya haremi yöneten baş hazinedar kadının denetimi altında okuma, yazma, çalgı çalma, saray görgüsü ve nezaket kurallarını öğrenirdi.

Sayfa 5/6


























Gizli bahçe Topkapı Sarayı Harem Dairesi
2003 / MAYIS

İçlerinden çok azı padişahın zevcesi olma sıfatını kazanırdı: Saraydaki dokuz yıllık hizmetin sonunda özgürlük belgelerini, elmas küpe ve yüzük, altın içeren çeyiz takımlarını alarak saraydan çıkartılır, durumlarına uygun kişilerle evlendirilirlerdi. Bu kızlar kibarlıkları kadar ağzı sıkı olmaları, saray ve harem yaşamına ilişkin hiçbir bilgiyi dışarıya anlatmamaları ile de ünlüydü. Ama, haremin duvarlarına karalanmış yazılar, cariyelerin belki de hiç dillendirilmemiş özlemlerini bize ulaştırır: "Bağrı yanık Dilferib / Allah garîb / Allah garîb / Aman aman."

* H. Canan Cimilli, Topkapı Sarayı Müzesi Harem Bölümü Sorumlusu ve araştırmacı.

Sayfa 6/6


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı