YÜKLENİYOR ...

























Saburhane
2003 / NİSAN

Güneş, Asar Dağı'nın ardından yüzünü gösterdiğinde Hafize Ana, iki katlı ahşap verandalı, yüzyıllık evinin çakıl mozaikli, kayrak taş döşeli geniş avlusunu çoktan yıkamış, üst kattaki balkonunda sabah kahvesini içmekteydi. Belediyeden emekli Mustafa Amca, kapısının önünde oturmuş, evin çatısındaki kiremitleri aktaracak ustanın yolunu gözlüyordu. Fotoğraf sevdalısı folklorcu İskender, o gün kente gelecek profesyonel bir fotoğrafçıyı karşılamak üzere, öğretmenevinin yolunu tutmuştu, hızlı adımlarla... Metin Tanyel'in kahvehanesi ise henüz bomboştu. Tahta pancurlu evin bahçesinden havalanan beyaz güvercin, komşu evin bacalarından birine kondu ki, o bacalar yöreye özgü olup tam elli iki kiremitten oluşmaktaydı. Kırmızı kiremitlerin altında hepsi beyaz badanalı, kimi tek, kimileri çift katlı eski Muğla evleri, Saburhane Mahallesi'nde yeni başlayan günü karşılamaya çoktan hazırdı. Betonla örtüldükten sonra, üzerinde her perşembe Muğla'nın en şenlikli pazarı kurulan Karamuğla Deresi'ni geçen fotoğrafçıyla mimar Saburhane Meydanı'na ulaşmışlardı. Sokak aralarına dalmadan önce durup,

Sayfa 1/5


























Saburhane
2003 / NİSAN

yamaca doğru yükselen mahalleyi şöyle bir seyrettiler. Fotoğrafçı aceleciydi; güneş iyice yükselmeden çalışmak istiyordu. Köşebaşlarında ışığın ve gölgenin ona hazırlamakta olduğu hınzırca sürprizleri şimdiden seziyor, heyecanlanıyordu. Mimarın o denli acelesi yoktu. O sokakları, evleri, avluları, kaldırımları yavaş yavaş dolaşacak, elleriyle taş duvarlara, ahşap kapılara, çakıl mozaiklere dokunacak, onların sıcaklığını duymak isteyecekti. Bu iki özel konuk, biraz acele ve biraz rehavetle Akdeniz ve Ege'nin anlı şanlı tatil beldelerinin il merkezi olan mütevazı Muğla'nın beyaz yüreğine, Saburhane'ye doğru yürüyüp gittiler. Aynı saatlerde, eski elektrik santralının alt tarafında bulunan arasta da hareketlenmeye başlamıştı. Berberi, terzisi, demircisi, semercisi ve her türden enstrümanın bulunduğu 'Müzik Evi' ile eskiyi barındıran çarşı, pazarın kurulduğu perşembe günlerini özlemekteydi hep. Çünkü bugünün hareketi de, bereketi de başkaydı. Aslında inşaat mühendisi olan Ömer de başta ekşili döş dolması olmak üzere yerel tatları daha çok o gün çıkarıverirdi lokantasının vitrinine.

Sayfa 2/5


























Saburhane
2003 / NİSAN

Saburhane adının kaynağına ilişkin rivayetler muhtelif. Kimileri, bir zamanlar burada bulunan manastıra atıfta bulunarak 'sabırhane'den dönüştüğünü ileri sürüyor. Kimileri çok eskiden yaşamış 'Sabri' adlı derin bir hocadan esinlenildiğini söylüyor. Muğla üzerine çok sayıda araştırması ve kitabı bulunan Ertuğrul Aladağ ise daha çok, yıllar önce meyhaneleriyle tanınmış mahalleye adını Arapça'da sabah içilen içki anlamına gelen 'sabur'un verdiğini öne sürüyordu çalışmalarından birinde. "Akdeniz mimarisinde belirleyici öge taştır, Ege'de ahşap. Buradaki yapılar her ikisini de birleştirmiş. Taş kullanılmış ama üzeri sıvanmış, ahşap da ona eşlik etmiş sanki..." diyen mimarın sözleri havada kalıyor bir an. Fotoğrafçı, çok gerilerdeki bir evin güzelim çifte kanatlı ahşap kapısına takılıp kalmıştır çünkü. "O bir kuzulu kapı!" diye seslenir, "Hayvanların avluya kolayca girmesi için çift kanatlı kapıların içine yapılan küçük kapılara böyle deniyor, burada. Yani, ana kapının kuzusu var," . Sonra, başını sallayıp yoluna devam ederken "avlusuna kapanan Müslüman evleriyle

Sayfa 3/5


























Saburhane
2003 / NİSAN

, pencerelerinden sokağa açılan Hıristiyan evleri ne kadar da uyumlu" diye, geçirir içinden mimar. Muğla ve çevresi ilk çağlarda Karia adıyla anılırdı. Bölgenin güzelliğini en iyi tarihçi Heredotos tanımlamış, "İnsan Karia'da yaşar" diyerek... Sonraları Mısırlılar gelip geçmiş bu topraklardan; ardından Persler, Makedonlar, Bergamalılar, Romalılar, Bizanslılar, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar... Karia'da hep insan yaşamış. Saburhane Mahallesi de 1922'ye kadar Türklerle Rumların bir arada yaşadıkları, pek çok şeyi paylaştıkları bir yerleşme olmuş. Fotoğrafçıdan artık umudunu kesen mimar, arkasına bakmadan döndüğü yeni bir sokakta, duvara konulmuş 1911 tarihini taşıyan bir taş levhanın önünde durur. Levhadaki hem Osmanlıca, hem de Rumca yazılar, burada bulunan çeşmenin Hacı Süleyman'ın hayratı olduğunu söylemektedir. Hemen yan taraftaki evi Galata Bülteni’ndeki duygu dolu yazılardan bulup çıkarıvermiş gibi olur. Galata Grubu mimarlarının 1994 yılında Saburhane evlerinden ellisi üzerinde yaptıkları rölöve çalışmalarını anımsayan mimar,

Sayfa 4/5


























Saburhane
2003 / NİSAN

son yıllarda edindikleri evleri restore ederek Saburhane'ye gelip yerleşenleri de duymuştur. Onlardan biri olan mimar Cengiz Bektaş'ın dizeleri dökülüverir dilinden ortalık yere: "Zeytinin içinde süzülsün istedim / Işığı avlunun / O baştan bu başa gölettim asmayı / Kiraz nar ayva incir... ...Küçücük halıda / Gülcan'ın yüz bin düğümü / Duvarlar hamursuz kireci / Gökçenin akşamı yüklük tavan / Muğla'nın ortayeri Saburhane / Taş yağıyor başıma... Hafize Ana, başını bağlar, kuzulu kapısını çekip sokağa çıkar. Mustafa Amca, oturduğu yerden kalkıp, çatıdaki ustanın yanına gider. Folklorcu İskender, Öğretmenevi'nde fotoğrafçıyı boş yere bekler durur. Kahveci, o sabah kahveye erkenden gelip oturan kendi kendine konuşup, önündeki deftere bir şeyler yazıp duran yabancıya yeni demlediği çaydan getirir. Bacadaki beyaz güvercin, yıllar önce yitirdiği eşini bulmak umuduyla kanatlarını çırparak havalanır. Her sabah olduğu gibi, tam saatinde...

* Ersin Toker, yazar.

Sayfa 5/5
































Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı