YÜKLENİYOR ...

























Ege ve Akdeniz’de derin mavi
2003 / NİSAN

Büyük medeniyetlere kucak açan Anadolu, deniz kıyılarını dantel gibi süsleyen zengin antik kentleri ve işlek limanlarıyla tarih boyunca deniz ticaretinin gözbebeğiydi. Hareketli bir deniz trafiğine sahne olan Ege ve Akdeniz'in çırpıntılı suları kimi zaman fırtınada batan ticaret gemilerini, kimi zaman da savaş gemilerini yüzyıllar boyunca koynunda sakladı. Ege ve Akdeniz'in derinliklerinde yatan tarih, hiç şüphesiz bu turkuvaz suların dalış sporuna gönül verenlere sunduğu en büyük zenginliklerden biri... Derinlerdeki tarih açısından yurdumuzu çevreleyen denizler ile dünyada rekabet edebilecek başka bir bölge yok. Dünyanın bilinen en eski batığı, Kaş'ın Uluburun bölgesinde bulunmuştu. Batık, yıllar süren çalışmalar sonucunda çıkartılarak sergilenmeye başlandı. İlk kez Türkiye'de konu edilen sualtı arkeolojisi, bugün dünyada arkeolojinin farklı bir dalı olarak kabul ediliyor. Tamamı sualtında olan ilk bilimsel kazı ise 1960 yılında Gelidonya Burnu'nda yapıldı. Bunu izleyen Kaş Uluburun, Serçe Limanı, Roma, Yassıada Doğu Roma, Osmanlı,

Sayfa 1/5


























Ege ve Akdeniz’de derin mavi
2003 / NİSAN

Bozburun ve Pabuçburnu Batığı kazıları tüm dünyanın izlediği çok önemli arkeolojik çalışmalar olarak literatüre geçti. Batık gemilerin ahşap kısımları, birkaç yılda deniz kurtlarına yem olup yok olurken, ambardaki yükler yıpratıcı deniz suyuna binlerce yıl meydan okudu. Antik dönemin konteynerleri, amfora adı verilen, kilden yapılma, sivri dipli, çift tutacaklı küplerdi. Bu çift kulplu kapların ilk defa MÖ 3000 yılında Troya kentinde kullanıldığını biliyoruz. Amforalar sivri dipleri yüzünden çok kolay yan yana getiriliyor ve dik tutulabiliyordu. Kolay ve emniyetli istiflenmeleri yüzünden, gemiyle yapılan ticaretin vazgeçilmez eşyalarıydı. Şarap ve zeytinyağı gibi sıvıların yanı sıra zeytin, tahıl ve tuzlanmış balık gibi katı maddelerin taşınmasında da kullanılıyorlardı. Aradan geçen binlerce yıla rağmen, günümüzde bu amforaların çoğu sualtında sapasağlam duruyor. Geçtiğimiz yıllarda, dalışa kapalı bölgelerin önemli bir kısmının da açılmasıyla, sualtındaki tarihe ulaşma imkânı oldu. Artık derinlerde yatan yüzlerce taihîr batık, ziyaretçilerini bekliyor. Üzerinde arkeolojik kazı yapılan batıklara da kazı çalışmaları

Sayfa 2/5


























Ege ve Akdeniz’de derin mavi
2003 / NİSAN

tamamlandıktan sonra dalış yapmak mümkün. Ancak, dalgıçlar bu dalışlar sırasında, çevrelerine zarar vermemek için ellerinden gelen özeni göstermek zorunda. Tarihi korumak adına burada bulunan taihîn eserleri çıkarmak, yerinden oynatmak ve hatta bunlara dokunmak yasaklandı. Çünkü, sualtında bir amforayı yerinden oynatmak, bir batığın sonsuza kadar bulunamamasına sebep olabilir. Kumluk zeminde batan bir gemi, binlerce yıl içinde, deniz hareketleri sonucunda kumlar altında kalabilir. Yalnızca batık üzerindeki birkaç amfora görünür durumda olabilir. Yakın tarihimizi ilgilendiren batıklar da tarihçilerin ve dalgıçların ilgisini çekiyor. I. Dünya Savaşı sırasında Çanakkale Boğazı'nda batırılan onlarca gemi,Antalya iskelesinin hemen iki yüz metre açığında batırılan Saint Didier ve I. Dünya Savaşı’nda Kemer açıklarında batırılan Paris II gemileri yurtiçi ve yurtdışından birer mıknatıs gibi binlerce dalgıcı kendine çekiyor. Dünyanın birçok bölgesinde, dalgıçların ilgisini çekmek için gemiler özellikle batırılıyor. Bu gemilere yapılan dalışlar, bölgenin sualtı yaşamına hareketlilik getiriyor.

Sayfa 3/5


























Ege ve Akdeniz’de derin mavi
2003 / NİSAN

Türkiye sularındaki taihîr gemilerin dalgıçlar açısından bir başka avantajı da kıyıya yakın olmaları. Üç tarafı denizlerle çevrili Anadolu'nun, dört farklı denize kıyısı var. İstanbul'a yakın olması nedeniyle her seviyeden dalgıcın en çok tercih ettiği bölgelerin başında Saros Körfezi geliyor. Burada orfoz, levrek, mığrı gibi balıkların neredeyse her taşın altında görülmesi sürpriz değil. Akıntılı ve soğuk suları, balıklar dışında deniztavşanı, karides, denizyıldızı gibi mikro canlılarıyla da ünlü. Daha güneyde, Ege'nin sert rüzgârlarına karşı korunaklı koyları ile Ayvalık gelir karşınıza. Kıpkırmızı mercan kolonileri, rengârenk yumuşak mercanları ile Kızıldeniz'i aratmayacak renklere sahiptir. Berrak denizi, doğal resifleri ve Akdeniz fokuyla Bodrum bir başka güzeldir. Ve Kaş... Masmavi rengi, zengin sualtı yaşamı, resifleri ile bu sıcacık sular adeta dalgıçlar için yaratılmış demek yerinde olur. Sportif amaçlı yapılan dalışların limitlerinden biraz daha derinde yatan İtalyan savaş uçağı, gerekli tedbirler alınarak Kaş'ta ziyaret edilebilecek sualtı güzelliklerinden. Geçtiğimiz yıllarda dalışa açılan Beş Adalar,

Sayfa 4/5


























Ege ve Akdeniz’de derin mavi
2003 / NİSAN

tecrübeli dalgıçların tercih ettiği dalış noktalarının başında geliyor.Üç Adalar ise adeta bir akvaryum. Baraküda ve karagöz sürüleri ile etkileyici resiflerinin dışında, eşsiz sualtı mağaraları, adaları sualtıseverlerin gözde bölgelerinden birisi haline getiriyor. Bilinen üç sualtı mağarası da yılın çeşitli zamanlarında bölgeyi ziyaret eden Akdeniz fokuna ev sahipliği yapıyor. Yunusbalıkları ile doğal bir ortamda dalmak isteyenler ise mayıs ayının ilk günlerinde Kemer kıyılarını ziyaret etmeli. Kemer marinasından 5 dakika mesafede ve 30 metre derinlikte yatan Paris II isimli Fransız batığı, Antalya'da falezlerin 50 metre ilerisindeki Saint Didier batığı dalgıçların popüler dalış noktaları arasında geliyor. Doğuya doğru gidildikçe sualtında çeşitlilik artar, çünkü bu bölgeler Kızıldeniz'den gelen kaçakların yurdumuz denizlerine adapte olmaya başladığı bölgeler. Tüm bu güzelliklerden gelecek nesillerin de faydalanmasını sağlamak hepimizin görevi. Renkli dalışlar.

* Levent Konuk, fotoğrafçı.

Sayfa 5/5
































Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı