YÜKLENİYOR ...

























Işığın saltanatı Dolmabahçe Sarayı
2003 / MART

Dolmabahçe Sarayı'nı bu denli çekici kılan yalnızca mimarisinin görkemi, sanatçıların özenle renklendirdiği duvarlar, tavanlar, palmetler ya da yapımında cömertçe kullanılan altın yaldızın karşı konulmaz cazibesi değil elbette. Boğaz'ın kurşuni mavi renkteki sularından yansıyıp sarayın nakışlı duvarlarında, sütunlarında, billur avizelerinde raks eden ışık, sarayı benzer mimarilerden çok farklı, düşsel bir alana taşır. Işık bu sarayın mimarisinde bir yapı malzemesi gibi kullanılmıştır adeta. Dolmabahçe Sarayı'na yerleşmeden önce yaşamlarını Sarayburnu Tepesi'ndeki loş sayılabilecek küçük odalardan oluşma Topkapı Sarayı'nda geçiren Osmanlı Hanedanı için inşa edilen bu yeni ikamgâhaa, bir öncekinden çok farklı olarak geniş, modern ve aydınlık olmalıydı elbet. Mimar Garabet Balyan ve oğlu Nikogos Balyan'ın mimarisini üstlendiği saray için, daha önceki dönemlerde de birçok kasır, köşk ve sarayın inşa edildiği Dolmabahçe Koyu seçildi. Saray, bulunduğu bu kıyıda ışığın tüm saatlerini bünyesinde konuk ettiği gibi, İstanbul'a Marmara'dan giriş yapan gemileri de sanki kucaklayacakmış gibi durur.

Sayfa 1/4


























Işığın saltanatı Dolmabahçe Sarayı
2003 / MART

Altı yüz metrelik bir kıyı şeridine ve pek çok yapıya sahip olan bu yayvan sarayın inşaatına 1842 yılında Sultan Abdülmecid'in emriyle başlanır. 1853'te tamamlanmasıyla da Osmanlı Hanedanı bu saraya yerleşir. Saray ilk bakışta, mimari üslubuyla Batı'daki benzerlerini anımsatsa da yapıldığı dönemin geleneklerine uygun olarak 'Haremlik ve Selamlık' şeklinde düzenlenmiş ve bir Doğu sarayı olma özelliğini sürdürmüştür. 43 salonu ile 285 odası bulunan sarayda gezerken ilk göze çarpan, kakma ile mermer işlerinden porfirlere, kristal merdiven tırabzanlarına kadar her detaydaki özen ve Fransız, İtalyan sanatçıların sarayın duvarlarına, tavanlarına işledikleri yağlıboya resimler olur. Deniz yönündeki Elçiler Salonu'nda ise Ayvazovski'nin 'Sabah ve Akşam' tablolarıyla karşılaşırsınız. Bir deniz ve ışık ustası olan bu ünlü Rus ressamın tablolarına bakarken, her iki ögenin bu mekânda nasıl bir sevdalı birlikteliğe dönüştüğünü duyumsarsınız. Boğaziçi'nin ışığı ve mermer kıyılarını yalayan su, bu yapıya tartışmasız bir İstanbul sarayı kimliği kazandırır.

Sayfa 2/4


























Işığın saltanatı Dolmabahçe Sarayı
2003 / MART

Dolmabahçe Sarayı'nın yaldızlı odalarında birçok sultan eşleri ve çocukları hüküm sürdü. Her detayı incelikle yüklü bu odalarda, o günlerde Boğaz mehtabında çıkılan kayık sefalarının hoş nameleri duyulmadı yalnızca. İnşa edildiği dönemin tüm çalkantıları ve savaş konuşmaları da yankılandı sarayın duvarlarında. Saray, üç kıtaya hâkim olmuş bir imparatorluğun varlığını sürdürebilme telaşını paylaştı sakinleriyle çoğu zaman. Ve gün geldi, karşı kıyının tepelerinden yükselen mehtabın yansımaları işgal gemilerinin saraya dönük toplarıyla gölgelendi. Boğaziçi'nin ışığıyla yıkanan salonlarında yapılan toplantılar, alınan kararlar imparatorluğu kurtaramadı. Osmanlı Hanedanı tarih sahnesinden bu son sarayında çekildi. Dolmabahçe Sarayı'nın pek çok önemli yabancı konuğu oldu. Avusturya İmparatoru Karl, İmparatoriçe Eugenie, İngiltere Kralı VII. ve VIII. Edward, Alman İmparatoru Wilhelm, İran Şahı Muzafferüddin, Rus Granddükü Konstantin ve Nikolay, Bulgar Kralı Ferdinand, Sırp Kralı Georgeviç ve Alexandre bunlardan bazıları idi.

Sayfa 3/4


























Işığın saltanatı Dolmabahçe Sarayı
2003 / MART

10 Kasım 1938'de Türk halkı büyük güneşini bu sarayda yitirdi. Atatürk, 71 no'lu odada hayata gözlerini yumdu. Bugün de sarayın sessiz koridorlarında dolaşırken, her girdiğiniz salonda Boğaziçi'nin farklı bir ışığı karşılar sizi. Gezinizi bitirip bu görkemli yapıdan ayrılırken o yüksek duvarlar, Dolmabahçe Sarayı'nda gerçek saltanatın sonsuz ışık olduğunu fısıldar gibidir.


* Ali Konyalı, kültür ve sanat araştırmacısı, fotoğrafçı.

Sayfa 4/4
































Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı