| Dolmabahçe
Sarayı'nı bu denli çekici kılan yalnızca mimarisinin
görkemi, sanatçıların özenle renklendirdiği
duvarlar, tavanlar, palmetler ya da yapımında
cömertçe kullanılan altın yaldızın karşı konulmaz
cazibesi değil elbette. Boğaz'ın kurşuni mavi
renkteki sularından yansıyıp sarayın nakışlı
duvarlarında, sütunlarında, billur avizelerinde
raks eden ışık, sarayı benzer mimarilerden çok
farklı, düşsel bir alana taşır. Işık bu sarayın
mimarisinde bir yapı malzemesi gibi kullanılmıştır
adeta. Dolmabahçe Sarayı'na yerleşmeden önce
yaşamlarını Sarayburnu Tepesi'ndeki loş sayılabilecek
küçük odalardan oluşma Topkapı Sarayı'nda geçiren
Osmanlı Hanedanı için inşa edilen bu yeni ikamgâhaa,
bir öncekinden çok farklı olarak geniş, modern
ve aydınlık olmalıydı elbet. Mimar Garabet Balyan
ve oğlu Nikogos Balyan'ın mimarisini üstlendiği
saray için, daha önceki dönemlerde de birçok
kasır, köşk ve sarayın inşa edildiği Dolmabahçe
Koyu seçildi. Saray, bulunduğu bu kıyıda ışığın
tüm saatlerini bünyesinde konuk ettiği gibi,
İstanbul'a Marmara'dan giriş yapan gemileri
de sanki kucaklayacakmış gibi durur. |