YÜKLENİYOR ...

























Çininin dünyaca ünlü vatanı KÜTAHYA
2003 / MART

Çini ve seramik denilince ilk akla gelen kentlerden biridir Kütahya. Çini ve seramik; önemli bir sanat kolu olmanın yanı sıra Kütahyalılar için vazgeçilmez bir geçim kapısıdır. Daha çok 18. yüzyıl ve sonrasında adından söz ettiren Kütahya'da çiniciliğin izleri 14. yüzyıla, hatta bu yüzyıldan daha da gerilere uzanır. Kütahya ve çevresindeki topraklarda çini ve seramik yapımında kullanılan hammaddenin bolluğu, kentin adının çiniyle birlikte anılmasına neden olur. Çiniden başka seramikten yapılma kâse, fincan, tabak, gülabdan, askı topu, testi, limon sıkacağı, şişe, ibrik, şekerlik, matara, vazo ve biblolar da Kütahya'da tarih boyunca üretilen eserlerdir. 14. yüzyılın sonlarına doğru kırmızı hamurlu malzeme ile ortaya çıkan, motif ve renk açısından da İznik çinilerine benzerliğiyle dikkat çeken ilk Kütahya çinilerinin karakteristik özelliği kobalt mavisi, manganez moru, firuze ve siyah renklerin kullanılmış olmasıdır. İznik çinilerine göre daha koyu tonda renklerin kullanıldığı bu eserler, Selçuklu çinilerine yakındır. Kütahya çinilerinde mavi ve beyaz renklere çokça rastlanması 15. yüzyıl ortalarına rastlar.

Sayfa 1/5






























Çininin dünyaca ünlü vatanı KÜTAHYA
2003 / MART

Geçmişe göre daha kaliteli çinilerin üretildiği bu dönemde Kütahya çinileri, hâlâ İznik çinilerinin gölgesi altındadır. İki kent arasındaki rekabetin de bu yıllarda başladığını söylemek gerekir. Bu yüzyılda sarayın desteğini arkasına alan İznik, daha çok İstanbul ileri gelenlerinin siparişlerini yerine getirirken; Kütahya, halkın ihtiyaçlarını karşılamaya devam eder. 16. yüzyılın sonlarına doğru İznik çiniciliği en olgun devrini yaşarken, 17. yüzyıldan itibaren de Kütahya çiniciliğinin parlak yılları başlar. Tabii ki bunda İznik çinilerinin kalitesinin düşmesinin rolü de inkâr edilemez. Kendisi de Kütahyalı olan Evliya Çelebi, o dönemde Kütahya'da 34 çini atölyesinin bulunduğundan söz eder. 18. yüzyılda İznik'in aradan çekilmesini fırsat bilen Kütahya atölyeleri, kuvvetli bir üslupla serbest fırça işi, yepyeni çiniler üretmeye başlar. Kütahya çiniciliğinin altın yılları, hatta altın yüzyılı olan bu dönem çinilerinin estetik, zarafet ve kalitesine günümüzde dahi ulaşılamamıştır. 18. yüzyıl seramikleri beyaz veya krem rengi hamurlu, beyaz astarlı ve şeffaf sırlıdır.

Sayfa 2/5
































Çininin dünyaca ünlü vatanı KÜTAHYA
2003 / MART

Motiflerde ise yeşil, sarı, firuze, kobalt mavisi ve toprak kırmızısıyla birlikte manganez moru da dikkat çeker. Yine Lale Devri'ni çağrıştıran lale buketleri ve çiçekler de bu yüzyılda kentin çinilerine yansır. Bu dönemde geleneksel desenlerin dışında kullanılan başka motifler ise yöresel kıyafetleriyle birbirinin elini tutan kadın figürleri, kuşlar ve atlı insan desenleridir. Sözünü ettiğimiz yüzyılda sarayın Kütahya çiniciliğine desteğinin daha açık bir hale geldiğini de görüyoruz. Bunun en büyük göstergesi de Sultan III. Ahmed'in 1709'da yayımladığı ve kızı Fatma Sultan'ın İstanbul'da yapılan sarayı için 9500 adet çini istediği fermandır. Padişahın Kütahya çiniciliğine olan ilgisi İstanbul'da, Anadolu'da ve Kudüs'te yapılan ya da tamir edilen birçok cami ve kilisenin çinilerinin Kütahya'dan sipariş edilmesine neden olmuştur. 18. yüzyılın sonlarına doğru etkisi azalan Kütahya çiniciliğinde, 19. yüzyılda I. Ulusal Mimarlık Akımı doğrultusunda üretim yeniden canlanır.

Sayfa 3/5































Çininin dünyaca ünlü vatanı KÜTAHYA
2003 / MART

Bu dönemde saraydan sürgün edilerek Kütahya'ya yerleşen Mehmed Hilmi Efendi'den çini sanatını ve çini ressamlığını öğrenen Çanakçı Hacı Hafız Mehmed Emin Efendi (1872-1922) Kütahya çiniciliğinin en önemli siması haline gelir. Taş çini olarak adlandırılan, daha gelişmiş silis içeren dayanıklı çinilerin üretimi de bu döneme rastlar. Lacivert, firuze, koyu yeşil, sarı ve toprak kırmızı renklerde şakayıklar, iri kıvrımlı yapraklar, bahar çiçekleri, naturalist üslupta karanfil, lale ve sümbüller ile vazo içerisinde çiçekler de bu dönemde yaygın olarak kullanılır. 20. yüzyılın ilk yarısında adından bahsetmemiz gereken diğer bir usta ise Hacı Minas'tır. 1920 ile 1960 yılları arasında krizde olan Kütahya çiniciliğinin üzerindeki kara bulutların dağılmasına vesile olan isimse Faik Kırımlı. Kırımlı, demirsülfat kullanarak İznik çinilerinin en çarpıcı rengi olan mercan kırmızıyı elde eder. Bugün yaptığı İznik benzeri mavi-beyaz çinilerle ünü Türkiye sınırlarını aşan isim ise çini virtüözü Sıtkı Olçar'dır. Granül sır kullanan ve turkuvaz rengini yeniden çinilere kazandıran usta, Selçukluların sarı rengini de seviyor.

Sayfa 4/5































Çininin dünyaca ünlü vatanı KÜTAHYA
2003 / MART

Bir yandan irili ufaklı yüzlerce atölyesiyle çini ve seramik şehri olma özelliğini devam ettiren, diğer yandan yemek takımları başta olmak üzere porselenin pek çok çeşidini üreten dev fabrikalarıyla Kütahya, 21. yüzyılın sanayi şehri görüntüsünü yakalıyor. 1999'da açılan Kütahya Çini Müzesi'nde ise Kütahya'da tarih boyunca üretilen çini örneklerini görmek mümkün.

* Abdullah Kılıç, gazeteci.

Sayfa 5/5



























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı