YÜKLENİYOR ...

























Fausto Zonaro ve İstanbul’daki dostları
2003 / MART

"Elisa, sevgili eşim, İstanbul'da yaşama gücümü senin sayende kazandım. Eğer sen önce gelip bir çevre edinmeseydin ve bana cesaret vermeseydin, belki de İstanbul, Edmondo de Amicis'in kitabında okuduğum gizemli renkleriyle bir düş olmaya devam edecekti. Başlangıç yıllarını düşünüyorum da, suluboya tablolar, çerçeve tamirleri ve fotoğraf tab ederek geçimimizi sağlamıştık… Bize en yakın ilgiyi gösteren Yüksekkaldırım'daki Zellich Kitabevi'nin sahibi Bay Zellich'i ve oğullarını asla unutmayacağım. Tablolarımı geniş vitrinine yerleştirmiş ve tanesine 1 lira değer biçmiştik. Satılan dört tablonun parasını hemen vermişti ve İstanbul'da kazandığım ilk para bu olmuştu." Fausto Zonaro, İstanbul'a ilk gelişinde gördüğü güzelliği anlatmaya cesaret edemez, "Bunun en güzelini Gautier, Amicis ve Loti yapmıştır" demekle yetinir. 18 Eylül 1854'te Masi-Padova'da orta gelirli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen, resim aşkı ve yoksullukla geçen gençlik yıllarının ardından 1891'de bir tutkunun peşinde geldiği İstanbul'da, 'Ressam-ı Hazret-i Şehriyari' olan İtalyan ressam Fausto Zonaro,

Sayfa 1/6


























Fausto Zonaro ve İstanbul’daki dostları
2003 / MART

Erol Makzume ve Osman Öndeş'in hazırladıkları görkemli bir kitabın eşlik ettiği retrospektif sergiyle tekrar Türkiye'nin sanat gündeminde. Zonaro'nun İstanbul'daki ilk dostlarından biri Gümrükler Müdürü Mahmud Bey olur. İstanbul'a ayak bastığı ilk saatlerde gümrük memurlarıyla yaşadığı gerilimi fark eden ve makul bir çözümle Zonaro'yu odasına davet edip, İstanbul'daki ilk kahvesini ikram eden Mahmud Bey'le bu tanışıklık, güzel bir dostluğa dönüşür. Mahmud Bey'in Salacak'taki evi, Zonaro'nun İstanbul'da en sık uğradığı mekânlardandır. 1892 Kasım'ında Leipzig'de yayımlanan Illustrierte Zeitung mecmuası, Napoli dönemi başyapıtı Il Banditore tablosunu kapağına yerleştirdiğinde, Zonaro başta diplomatik çevreler olmak üzere, İstanbul'un sosyal yaşamında saygın bir isim haline gelir. 1893'ten itibaren resim derslerine yoğunlaşır; Osmanlı Hariciye Nezareti'nden Yusuf Bey, Nadine de Rodevich, Kontessa Vitalis, Maikof, Belçika Sefiri'nin kızı Bayan Dudzeele, Bayan Cropenshi ve Barones Wenspeir gibi seçkin öğrencileri vardır.

Sayfa 2/6


























Fausto Zonaro ve İstanbul’daki dostları
2003 / MART

Sonraki yıllarda öğrencileri arasına Celal Esad Arseven, Hoca Ali Rıza, Şehzade Abdülmecid, Mihri Müşfik ve Celile Hanım gibi isimler de katılacaktır. Münir Paşa'nın aracılığıyla tanıştığı Osman Hamdi Bey sevimli, zarif kişiliği ve kültürü ile Zonaro'yu çok etkiler. Osman Hamdi Bey ve Zonaro, birlikte Boğaz'da balık avına çıkacak kadar samimi olurlar: "Kayığımız üçer kiloluk balıklarla doldu. Hamdi Bey, 'yeterli mi' diye sorunca, kendisine 'bu balıklarla Taksim'deki mahallemi doyur- abilirim' dedim. O gün Hamdi Bey'lerde bolca yedikten sonra, bir sepet içinde eve taşıdım ve bir hafta boyunca balık yedik. Boğaz beni sadece mavi renkleri ile değil, lezzetli balıkları ile de doyurmaya başlamıştı." 1896'da bir cuma günü Ertuğrul Süvari Alayı'nın Galata Köprüsü' nden geçişini gören Zonaro, her cuma köprüye gelerek bu geçişi izlemeye ve desenler yapmaya başlar. Tabloyu evinde yağlıboya olarak çalışıp bitirdiğinde, çevresi tarafından Sultan II. Abdülhamid'e takdim etmesi önerilir. Sultan II. Abdülhamid, tabloyu çok beğenir, Zonaro'yu hem Mecidi nişanıyla ödüllendirir, hem de "Ressam-ı Hazret-i Şehriyari" tayin eder.

Sayfa 3/6


























Fausto Zonaro ve İstanbul’daki dostları
2003 / MART

Bu görev Zonaro'nun yaşamında bir dönüm noktası olur. Bir yıl sonra da Türk-Yunan Savaşı'nı tasvir eden Dömeke Savaşı (Hücum) tablosu sayesinde Akaretler'deki meşhur eve taşınır. Zonaro'nun Akaretler 50 numaradaki atölye-evi, 12 yıl boyunca İstanbul entelektüellerinin ve sosyetesinin en gözde mekânlarından olur. Toplumun her kesiminden insanlar, uluslararası misafirler, değişik din ve mezheplerin liderleri çalışmalarını izlemek ve sohbet etmek amacıyla ziyarete gelir. Bu isimler arasında Enver Paşa, Winston Churchill, Ali Sami, Adolphe Thalasso, Şehzade Burhaneddin, Şehzade Abdülmecid, Şevket Cenani, Max Olaf Heckmann, Dr. Ing. Fritz Fraumberger, Mario Perrone, Attilio Centelli, Emilie Helferich, Dr. A. Kampf, Recaizade Ekrem ve Osman Hamdi Bey gibi isimler vardır. Fausto Zonaro, o yıllarda Yıldız Sarayı bahçelerinde çalışmalar yapar: "...Yıldız Parkı doyumsuz güzellikleriyle, sükûnetiyle ve kuş sesleriyle beni hep büyülemiştir. Yıldız Parkı’nda resim yapmayı çok severdim. Önce desenler üzerinde taslaklar çizer, sonra tablomu boyarım.

Sayfa 4/6


























Fausto Zonaro ve İstanbul’daki dostları
2003 / MART

Çoğunlukla Şehzade Burhaneddin Efendi bana katılır ve hatta çekingen bir tavır ile bir köşeden, şemsiyesinin altında çalışmamı izlerken, kendisiyle Fransızca sohbet ederdik." Zonaro, "sanat aşkı ile dolu, nazik bir insan" dediği Şehzade Abdülmecid'le de kısa sürede dost olur. Sultan Abdülhamid'den çekinen Abdülmecid Efendi, sekreteri Mehmed Abdul Efendi aracılığıyla haberleşmeyi tercih eder. 'Kır Çiçeği' isimli tablosunu, Zonaro'dan aynı tablodan başka üretmemesi sözüyle satın alır ve bir zarfta 200 lira gibi alışılmadık yüksek bir para yollar. Meşrutiyet'in ilanından sonra durum değişir. Şehzade Abdülmecid bizzat ziyaretlerde bulunur. Saray ressamı olduğu günden beri Sultan II. Abdülhamid'in portresini yapmak isteyen, ama bir türlü izin alamayan Zonaro, bu amacına II. Meşrutiyet'in ilan edildiği günlerde ulaşır. İttihat Terakki iktidara geldikten sonra, II. Abdülhamid'in ilgi gösterdiği her şeyi yok etme eğiliminde olduğundan, Zonaro da adeta suçlu muamelesi görür.

Sayfa 5/6


























Fausto Zonaro ve İstanbul’daki dostları
2003 / MART

Kasım 1909'da saraya çağrılıp, saray ressamı görevine son verilerek maaşının kesildiği ve oturduğu evde de kirasını ödemek kaydıyla kalabileceği ifade edilir. 20 Mart 1910 sabahının ilk saatlerinde, Akaretler 50 numaralı evin önünde iki fayton beklemektedir. Tüm renkleri elinden alınmış, boşlukta gibi duran mermer merdivende çocuklarının ellerini tutan Elisa, inmekle durmak arasında bocalar, Zonaro ise atölyesine son kez bakındıktan sonra evden çıkar. 12 yıl üzerlerinde taşıdıkları anahtarla kapıyı son kez kapatıp, olan biteni ağlayarak izleyen hizmtkârr kadına teslim ederler. Zonaro'nun içindeki kırgınlık ve küskünlük belki de 1929'da ölümüne kadar, İstanbul sevgisiyle paralel olarak sürüp gidecektir. Zonaro, anılarının bir yerinde şöyle der: "Şimdi ise, hatırladığımda bana acı veren o üzüntülü günlerin özlemi içersindeyim. Ne var ki, bu hüzünlü anların altında ezilmedim ve ezilmeyeceğim. Tüm gücümle ve sanatıma duyduğum saygıyla ve heyecanla çalışmayı sürdürüyorum. Doğu'nun gizemi, beni hâlâ elinde tutuyor..."
* Nermin Bayçın, arkeolog.

Sayfa 6/6


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı