YÜKLENİYOR ...

























Ege’de bir denizci ulus Menteşeoğulları
2003 / MART

Bir duvar. Yer yer sıvası dökülmüş; boz, küf yeşili ve kiremit kırmızısı zeminde, harca katılan saman sapları parlıyor öğle güneşinin ışığında. Birden birkaç yelkenli beliriyor duvarda. Sanırım limana demirlemiş her biri. Birazdan yelkenlerini rüzgârla dolduracaklar, Ege ve Akdeniz'e doğru... Yer: Miletos. Bir yanda aslanlı liman girişine, öte yanda, Didyma Apollon Tapınağı'na uzanan kutsal yolun kıyısında kendi halinde bir yapı, hiç ilgimizi çekmiyor. Üstelik, İyonik stoanın yanında, Roma Çağı'nın yivli sütunları ve liman anıtının biraz ötesinde ne işi var bu kimsesiz yapının? Merak edip tırmanıyoruz, yağmur sularından arta kalan göletten geçerek. Yuvarlak kemerli geçişler, pandantifler, geometrik düzenin iç içe geçtiği ve prizmalardan oluşan mukarnaslar. Yani, kubbeye geçerken ustanın yarattığı sonsuz bezemeler yumağı. Burası Anadolu'nun ilk denizci ulusu ya da beyliği, Menteşeoğulları'nın bir hamam yapısı. Duvarına serbest elle kazınarak çizilmiş yelkenliler de işte bu denizci ulusu simgeliyor. Her şey darmadağınık ve yıkık, ama duvardaki bir tek çizgi bile masalların kapısını aralayabilir.

Sayfa 1/5


























Ege’de bir denizci ulus Menteşeoğulları
2003 / MART
Bu toprakların öncesi de nice öyküler ve gerçeklerle dolu: Büyük Menderes Deltası'nın liman kenti Miletos. Heredotos'un "İyonlar kentlerini bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzü altında ve en güzel iklimde kurmuşlardır" dediği topraklar burası. Latmos Körfezi'nin, yani Büyük Menderes Deltası'nın Ege Denizi'ne açıldığı yer. Lade Adası sularında Perslerle İyonyalılar'ın büyük deniz savaşı da bu toprakların kaçınılmaz yazgısı. Tarih baba Heredotos'u okuyun, yüreğiniz elverirse tabii... İşte, bir denizci ulus İyonyalılar'dan, bir başka çağın denizci ulusu Menteşeoğulları'na değin uzanan bir büyük serüven. Elbette bunlar masal değil, gerçek. Bir başka gerçek ise MÖ 494'deki deniz savaşından neredeyse bin dokuz yüz yıl sonra bir başka uygarlığın gelip, aynı sularda yelken açması. Bizim dilimizi çözen ise yalnızca tarihsel serüven değil, günümüzdeki tanıklar. Bunlardan biri de İlyas Bey Camisi. Bir dinsel yapı değil, bir anıt. Menteşeoğulları'nda ilgimizi çeken şey ise ele avuca sığmamaları.
Sayfa 2/5


























Ege’de bir denizci ulus Menteşeoğulları
2003 / MART

Hızlarını alamayıp, 14. yüzyılda Aydın ve Menteşe Beyleri'nin Ege Bölgesi denetimini, Venediklilerin elinden almaları. Akdeniz'i bir göle çevirmeleri. Kervan yollarında ticarete egemen olmaları... Bunlar tarihsel olgu. Günümüz gezgini için geçerli olan ise gezdiği, gördüğü çarpıcı yapılar ve alanlar. Çünkü, her usta işi yapı ya da anıt soru açar gezgine. Milet Tiyatrosu'ndan Büyük İskender'in kamp kurduğu Kalabak Tepe'ye ve ordan kubbeli bir yapıya başınızı çevirirseniz, leyleklerin en güzel konak yeri bellediği İlyas Bey Camisi'ni görürsünüz. Kiremit dizili kubbesi, antik dünyanın içinde aykırı bir doğa parçası. Cazibesi ise Ege'nin güneşinde sizi çeker. Balat'a giden ana yola çıkıp ya da tarlaların arasından kendinize göre bata çıka bir yol çizerseniz, sizi önce sessizlik karşılar. Doğanın sesinden başka hiçbir ses yoktur çevrede! Keyfe gelmişse eğer bir de leyleklerin çene çalmasından başka. Tarlalar arasında kalan bu yapıya yalnızca bir cami gözüyle bakılması yanlış olur. Leylekler, güvercinler dostudur onun. Bir de rüzgâr. Öylesine terk edilmiştir ki, insanoğlu aman vermez ona.

Sayfa 3/5





























Ege’de bir denizci ulus Menteşeoğulları
2003 / MART

Orasını burasını didikler durur, bu görkemli mücevherin. Peki, nedir gönlümüzü çelen? Adını, sanını, öyküsünü, atasını bilmeden sizi çekiveren gizemli bir uygarlıktır: Taşa, çiniye yansıyan iz ve izler. İnsanoğlunun kimi izi savaşlara adanmıştır. Yok etmektir uğraşları. Silip süpürmektir doğayı, taşları, şiirleri ve gülümsemeleri. Ama, Lade Adası büyük savaşında asıl kazananlar Persler değil, yenilen İyonyalılar olmuştur. Menteşeoğullarının savaşları, birbirlerini ölüme hazırlamaları ilgi çekmez. Başka savaşçıların ettikleri de. Yalnızca tarih yazıcılarını ilgilendirir. Ama, taşa işlenmiş bitki, ya da taşın arasından parlayan cam göbeği bir çini parçası sizi alıp götürür. Neden ve niçin gerekli görmüştür ustası, küçücük parçaları bir araya getirmeyi?.. Granit parçaları, kilit taşları ve kaygan bir taşta kaydırak yapar gibi yazılmış bir hat neden gereklidir? Dümdüz mermerlerin yer aldığı duvarda birden bire karşınıza çıkan, su gibi akan palmetler, lotüs çiçeklerine neden gereksinim duymuştur Menteşli usta? Yoksa, bu toprakların huyu mudur hep bunlar?

Sayfa 4/5









































Ege’de bir denizci ulus Menteşeoğulları
2003 / MART

Tarih: 1404. Kitabede öyle yazılı. Anadolu topraklarında olduğu gibi burada da yaşam sürüyor. Kötülükleri iyilikleriyle birlikte. Bu yapı ve benzerlerini kurtarmaz isek ne olur? Hiçbir şey… Gelecek için bir geçmiş yok olur o kadar!.. Kendilerinden öncekileri yok sayarak çağdaş dünyanın kültürü oluşamaz. Ama, çağımız insanının kötü huyu, bencilliğinde yatar. Oysa, o bencilliğin bile bir kökeni vardır. Biz çekip gideriz bir yerden başka bir yere, tarih ise malı mülkü ile ayaktadır: Unutmayalım. Yok olan Menteşeoğulları'nın duvarında bir yelkenli, rüzgârını doldurmuş geçip gidiyor önümüzden...

* Gürol Sözen, yazar-ressam.

Sayfa 5/5





























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı