|
Çünkü, çoğu ressam dahi olmayan bu Avrupalı
tanıkların görevi, elçilikleri kanalıyla imparator
ve krallarına yazı ve resimlerle bilgi vermekti.
Osmanlı sanat dansları tiyatro kökenliydi. Sanatçılar
dramatik yoldan bir konuyu canlandırırken dans
da eder, yani, pantomim yapardı. Anlatmak istediklerini
beden diliyle aktarırlardı. Burada karşımıza
üç tür dansçı, üç farklı terim çıkıyor: Bunlardan
ilki eskiden hem erkek, hem de kadın dansçılar
için kullanılırken, daha sonra yalnız kadınlara
atfedilen 'çengi'dir. Çengi kelimesi, 'çeng'den
türemiştir, çeng ise diz üstünde çalınan bir
çeşit arpın adıydı. Bu çalgı artık günümüzde
kullanılmıyor. Çengilerin ellerinde 'çarpara'
denilen bir tür kastanyet bulunurdu. Elbiseleri
çok kapalı, çok da süslü olan çengiler, bazen
mendillerle de dans ederdi. Seramik tabakları
parmaklarının ucunda fırıl fırıl döndürerek
dans edenleri de vardı. Bu tür dansçılara, kâse
ile oynayan anlamında 'kâsebaz' denirdi. Erkek
dansçılara ise 'köçek' adı verilirdi. Köçekler
eteklik giyer, görünüş ve davranışları kızlara
benzerdi. |