YÜKLENİYOR ...

























Kent tarihinin sessiz tanıkları Heykeller
2003 / ŞUBAT

Heykeller kentlerin duygusal dokunuşlarıdır sakinlerine. Çoğunlukla meydanları, bina cephelerini süsleyen ya da müzelerde görmeye alışık olduğumuz heykeller, o kentin kollektif hayal ve yaratma gücünün ürünüdür. Antik çağlardan bugüne kentli insan, sanat ürünlerini yalnızca kendi iç mekânında seyretmekle yetinmemiş, onları açık alanlarına da taşıyarak ortak bir duyguyu paylaşmıştır. Kent anıların yaratıldığı yerdir kimileri için. Buluşmalarda görkemli bir yapıtın yakını seçilir çoğu kez. Kahve molaları, heykellerin süslediği meydanlara bakan bir kafenin masasında verilir. Belki de kentliler bir kahraman yontusu ya da güçlü bir hayvan betiminin gölgesinde kendilerini daha güvende hissediyorlardır, kim bilir?
Belki yine bu duygusal yaklaşım sonucunda, çağlar boyu heykeller hakkında efsaneler, söylenceler üretilmiştir.

Sayfa 1/6






























Kent tarihinin sessiz tanıkları Heykeller
2003 / ŞUBAT

Kiminden sesler duyulmuş, kiminden şifa umulmuştur. Aslında bu durum hem heykellerin, hem de diğer sanat eserlerinin insan ve kent yaşamına doğrudan girmiş olduğunun bir göstergesidir. Bir heykel ile kentliler arasındaki en romantik öykülerden biri de tarihte Anadolu kıyılarında yaşandı. Dorlar, Ege Adaları ve Anadolu'ya geçtikten sonra buralarda büyük kentler kurmuşlardı. Her kent kendi yapılarını, tapınaklarını diğerinden daha görkemli yaptırmak için bir yarış içindeydi. Devrin büyük ustalarına başvuruyorlardı. Kos kenti, heykeltıraş Praksiteles'den Aphrodite Tapınağı'na konmak üzere bir yontu istemişti. Aynı günlerde Knidoslular da kendisinden bir Aphrodite yontusu talep etti. Praksiteles, Aphrodite'in iki ayrı yontusunu hazırladı. Biri giyinik, diğeri çıplaktı.

Sayfa 2/6

































Kent tarihinin sessiz tanıkları Heykeller
2003 / ŞUBAT

Koslular giyinik olanı seçince, çıplak Aphrodite heykeli Knidoslulara kaldı. Praksiteles, sanat tarihinde ilk defa bir çıplak kadın yontusu yapmıştı. Alışılmamış bu çıplak tanrıça heykelini Kosluların tercih etmemesi, Knidosluların şansı olmuştu. Knidos'daki yontu kısa sürede çok ünlendi. Onu görmek için denizaşırı ülkelerden bile gelenler oluyordu. Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın tarif ettiği gibi çıplak Knidos Aphrodite'i, bu yerin üzerinde parlayan ay gibi, Knidos'un yalnızca bir heykeli değil, ruhu olmuştu. Knidos Aphrodite'inin yapımı MÖ 4. yüzyılın ortalarına tarihleniyor. O dönemlerde Knidoslular büyük bir refah içindeydi. Fakat MÖ 3. yüzyılın sonlarına doğru bütçeleri sarsıldı ve birçok ulusa borçlandılar. İşte, bu zor günlerde zengin Bithynia Kralı Nikomedes’ten bir teklif geldi.

Sayfa 3/6

































Kent tarihinin sessiz tanıkları Heykeller
2003 / ŞUBAT

Kral bütün borçları kapatacaktı, ancak buna karşılık Praksiteles'in çıplak Aphrodite'ini vermelerini istedi. Knidoslular tarihlerinin bu en sıkıntılı dönemlerinde bütün zorluklara katlandı, ancak kentlerinin en ünlü heykelini elden çıkarmadı.
Heykel sanatının en güzel örnekleri Eski Yunan'da MÖ 450-400 yılları arasında yapıldı. Ege'nin her iki kıyısında da sanatçılar eşsiz güzellikte sanat eserleri üretti. İnsan figürleri son derece güçlü ve gerçekçi bir üsluptaydı. Üstelik sanatçılar ortaya çıkardıkları ustalıklarla yetinmez, genellikle heykellerini canlı renklere boyarlardı. Antik çağda kentler bu eserlerle adeta bir renk cümbüşü içindeydi. Sonraki yüzyıllarda Avrupa kıtasında İtalyan heykeltıraşlar gerçekçi bir üslupta canlı, doğal ve yaşama sevincini yansıtan heykeller yaparak öne çıktı.

Sayfa 4/6

































Kent tarihinin sessiz tanıkları Heykeller
2003 / ŞUBAT

Kent ve heykel ilişkisi dendiğinde sanat tarihinde Floransa'nın ayrı bir yeri vardır. Kent ticaretten elde ettiği tüm serveti adeta sanat yapıtlarına yatırıyordu. 15. yüzyıla gelindiğinde kent çoktan bir heykel galerisine dönüşmüştü. Sanatçılar yapıtlarının çoğunu kent yönetimini uzun süre elinde tutan Borghese ve Medici Aileleri'nin ve bu ailelerin daha sonra Papa seçilen üyelerinin koruması altında gerçekleştiriyorlardı. Büyük usta Michelangelo'nun ise bu sanatçılar arasında elbette çok ayrıcalıklı bir yeri vardı. Onun yapıtları cesur ve güçlüydü. Mermerden yonttuğu, zincirlerinden kurtulmak için çabalayan köle ya da Davud ve Musa gibi heykelleri olağanüstü bir anlatım gücüne sahiptir. 18. yüzyılın sonlarında heykel sanatında Yunan heykellerinin yalın, dingin çizgileri yeniden ağırlık kazandı.

Sayfa 5/6
 

































Kent tarihinin sessiz tanıkları Heykeller
2003 / ŞUBAT

Heykel üretiminde ise yeni adres Paris oldu. Yüzlerce heykel atölyesinin bulunduğu kentte heykeltıraşlar yeni teknikleri de öne çıkarmaya başladılar. Heykeltıraşların hemen hepsi döküm yöntemiyle çalışıyorlardı. Ve bu yüzyıla damgasını vuran sanatçı Auguste Rodin oldu. Rodin ve diğer sanatçıların geleneksel üsluplara karşı çıkışları, 20. yüzyılda yepyeni bir üslup ve biçim anlayışına dönüştü. Paris'e yerleşen sanatçılardan Romen asıllı heykeltıraş Costantin Brancusi ve çağdaşlarının heykelleri ise yalınlıkları ve geometrik biçimleriyle sadece heykelde yeni form anlayışına yol açmadılar, kentlerin mimari anlayışlarını da değiştirdi. Heykeller geçmişte olduğu gibi günümüzde de kent dokusu içinde, ister antik dünyanın izlerini taşısın, ister soyut bir üsluba sahip olsun kollektif bir estetik duygusunu besliyor ve bir yandan da kentlerin hızlı değişimine sessizce tanıklık ediyorlar.


* Ali Konyalı, kültür ve sanat araştırmacısı, fotoğrafçı.

Sayfa 6/6
 




































Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı